ders seçim haftasına "şeklimi" koydum ??

Marmara Üniversitesi GSF Grafik Tasarım Bölümü Başkanlığına 12.09.2008

2007 -08 eğitim öğretim yılı boyunca bölümümdeki diğer öğrenciler gibi bende ilgili müfredat çerçevesinde görmem gereken Grafik tasarım bölümü, 1. Sınıf derslerini aldım ancak;
Sorun şu ki müfredatın kendisi değil, ama söz konusu müfredatın uygulanması aşamasında bir takım hayal kırıklıkları, bir nevi beklentilerimin karşılanamaması problemiyle yüz yüze geldim. Bu durumu kendi adıma egale edebilmek adına, kendimce bir plan kurguladım ve uygulamaya koydum.
Hayal kırıklığı ya da benim üstesinden gelemediğim problemleri kısaca özetlemek yararlı olabilir;
Okula geldiğimde kafamda tek bir şey vardı, Dışarıda bir şekilde bu mesleği öğrenmiş, “alaylı” diye tabir edilen kimselerden bir farkım olacaktı; bu fark ise kuşkusuz, okulda bana verilecek sanatsal formasyon dersleriyle sağlanabilirdi, ama ne birinci sınıf, nede ilerleyen yıllar boyunca okulun bana bu tarz bi eğitim vermek adına fazla istekli olmadığını acı ama biraz geç anladım. İlk yıl almam gereken genel sanat tarihi, uygarlık tarihi yada türk dili gibi derslerde ne yazık ki yoklama yapılmıyor yada yapılsa da uygulama aşamasında bir takım aksaklıklar çıkıyordu. Kendi adıma çok değer biçtiğim bu dersler sanki bir karnaval havasında geçiyor, hocanın tek yapabildiği koca sınıfta sayısı yüzü bulan öğrenci topluluğunu susturmaya çalışmaktan öteye gidemiyordu, zira o bunu yaparken ders saati doluyor, ve sınıfta ders tam manasıyla işlenemeden geçiştiriliyordu.
Sadece ilk yıl mu bu şekilde, üst sınıflarda durum nedir? Merakımı gizleyemedim ve acaba üst sınıflarda durum nedir diyerekten kolları sıvadm;
Okuldaki çeşitli bölümlerde okuyan, ve elbette kendi bölümüm olan “grafik tasarım”daki ikinci hatta dördüncü yılını dolduran öğrencilerle yaptığım sohbetlerde, zorunlu olarak seçmeleri gereken sanat sosyolojisi, düşünce tarihi, grafik sanatlar yada türk tarihi gibi dersler olduğunu ancak bu dersleri seçseler bile derslere girmediklerini, zira zaten ders hocalarının yaptıkları basit kompozisyon sınavları için dersin takip edilmesi yada çalışmaya gerek olmadığını, fazla gayret göstermeye gerek kalmadan bu dersleri verebildiklerini büyük bir gurur ve rahatlıkla dile getirdiler…
Okulda bi bakıma sanata dair ne varsa zaten en yoğun haliyle birinci sınıfta alıyoruz. Temel sanat eğitiminde bize verilmek istenen esnek, sanatsal, ya da estetik bir bakış açısı değil mi? Devam eden yıllarda temel sanat dersliklerinde bir takım sanatsal kaygılar güdülerek yapılan o çalışmaların aksine bölüme paralel dersler ekseninde gittikçe mesleki ve ilerleyen dönemlerle birlikte daha da mesleki bir eğitim anlayışı altında başımızı kaldıramaz halde eğitim görüyor ve okul bittiğinde piyasanın karşısına görece hazır bir şekilde çıkmıyor muyuz?
İşte bu noktada sormaya başladım?!?! Peki o zaman benim türlü program ve yoları öğrenerek kendini bi şekilde yetiştirmiş “alaylı“dan farkım ne diye?
Çözüm oldukça basitti ,kaldı ki bu üniversitenin gerçek yüzüydü aslında. benim yaşadığım bu problemi, bir şekilde üniversite kapısından içeri girmiş hemen herkes yaşamış olmalıydı. Her şeyden önce burası lise değildi ki, biri gelip sınıfa sen öğrenesin diye açıp kitabı ders anlatma zorunluluğu taşımıyordu. Burada bilgi için kendin mücadele etmeli, bilgiyi talep eden olmalıydın ki bir şekilde istediğini alabilesin.
Peki ben hangi tarafta olacaktım, birçokları gibi fazla sallamayıp işleri oluruna bırakarak dersleri verebilir ya da olmayan boş vaktimden, molamdan, tatilimden fedakarlık edip, zamanımın büyük bir bölümünü söz konusu bu bana gerekli olduğunu düşündüğüm bilginin peşinde koşturabilirdim.
ilk yıl zaten zorlayıcıydı, verilen ödevler, bizden istenilenler.., tüm bunlar zaten bütün bir haftayı yoğun bir şekilde geçirmeyi zorunlu kılıyordu. Ödev veriliyor, ama bu ödevi yaparken İstanbul modern ya da ne bileyim, santral İstanbul da açılan, işlediğimiz konuya paralel işlerin bulunduğu sergiyi gezmemiz isteniyordu. İnternetten yada çeşitli kitaplardan birtakım konulara göz gezdirerek derse katılımımız bekleniyordu. Rus sinemasından, bağımsız Avrupa sinemasından filmler izlememiz, vasıf kortun un garanti platformun daki arşivinde yatıp kalkmamız tembihleniyordu…
ama daha bu isteklerin bile altından kalkamazken nasıl olurda “kültür dersleri” üzerine giderek sanat tarihi, felsefe, uygarlık tarihi, güncel tarih gibi dersler üzerine yoğunlaşabilir, okumamız için neredeyse her hafta bir başka kitabın önerildiği türk dili dersini takip edebilirdim.
“A dersi” diye bişey vardı, “B dersi” vardı, bu derslerde verilen ödevler yetiştirilemezken daha bunlar dururken kültür dersiymiş, hoca kitap önermişmiş kimin aklına gelirdi!??! bende mi sorun var, çok mu idealistim, delimiyim neyim bilmiyorum ama benim aklıma geldi..
İlk dönemin sonlarına doğru raydan çıkan deli gönlüm, ikinci dönemle birlikte artık bilinmeyen karanlık sularda yüzmekteydi.. ama ben raydan çıkartırken gönlümü, gerçekten inanarak atıldım yola, okulda önemsenmeyen o sanatsal formasyona bi şekilde kendi başıma ulaşabileceğimin hayalini kurdum, kendime bu başı sonu belli olmayan, birçoklarının boşa kürek salmak olarak gördüğü eğitimi verebilirsem eğer, vermek için bir yıl sonraya attığım bölüm derslerimden de çok daha yüksek verim alabileceğimi düşündüm, düşündümde düşündüm ve elimi taşın altına soktum.
Yapmamam için beni caydırıcı, daha mantıklı bi başka sebep yoktu…
Başlarda büyük ölçüde şevkimi kıran ilk şey, bana çok karmaşık gelen sanatsal kitapların “ağır” dili olmuştu. Hocalar başlangıç olarak Berger ‘İn görme biçimlerini okumamı öneriyor, banaysa o kitap çok boğucu geliyordu.., kaldı ki ben gözümü çok daha ağır, ileri düzey kitaplara dikmiştim…
Okul kütüphanesinde çaresizce dolaştığım, ne yapacağıma karar veremediğim kısa bi dönemden sonra, madem ki baş koyduk, o zaman bu işi tamamına erdirmek bize farz, caymak, kaçmak olmaz diyerekten her şeye sıfırdan başlama kararı aldım. Felsefe, sosyoloji ya da sanat tarihi nedir ne değildir bilmiyordum, ama öğrenmeye hevesliydim. İçimdeki bu ara gazıyla koyuldum yola..,
Sofie ‘nin dünyasını alarak başladım işe, belki 15 yaşındaki gençler için yazlmış bir kitapdı ama, itiraf etmeliyim ki kimi yerlerde ağır geldiği bile oldu.. Yapı kredi yada çeşitli yayın evlerinin genel kültür serilerinden bölümüme paralel yayınları alıp okumaya başladım, “yazı insanlığın belleği”, “grafik tasarım”, “herkes için post-modernizm” “yenibaşlayanlar için Freud” sartr … vb
iletişim üzerine yazılmış basit, zevk alarak okuyabileceğim giriş seviyesi kitaplardan fotoğraf, ihap hulisi görey kitaplarına kadar okumasını zevkli bulduğum kitaplarla çok daha önce oluşturmam gereken altyapıyı kendime kazandırmaya çalıştım.
Sanat tarihi cephesinde kurtarıcım, gombrich in sanatın öyküsü oldu. Esaslı bi şekilde başına geçip o kitabı bitirmek epey bi zamanımı aldı…

Medyasoft ‘un indesign, photoshop, illustrator ve freehand üzerine çıkardığı resmi eğitim kitaplarını da alıp incelediğimi, işin sadece ütopya kısmında olmadığımı da bildireyim. Sanat, genel kültür gibi konularda kendimi geliştirmek kadar, piyasa karşısında da kendimi iyi bir yere komunlandırmak aldığım kararların başında geliyordu. zaten okulda verilen bilgisayar eğitimi pek yeterli olmayacak gibi görünüyordu…
Yada okulda verilen bilgisayar eğitimi, sanırım sınıf içindeki çok çok iyi bilenle hiç bilmeyen arasındaki uçurum yüzünden istenildiği ölçüde verilememişti. Beklide benim kafam sofi nin dünyasında olduğundan dolayı olsa gerek, bi çok dergi ve sitede mobil teknoloji editörlüğü gibi unvanlara layık görülmüş olmama rağmen, bilgisayar dersinin hakkından gelemiyordum. Çok şükür ki yazın yaptığım stajvari işler sayesinde programlar üzerindeki hakimiyetimi yeterli düzeye çıkarmayı başardım. Sofi’nin dünyasına rağmen ;)

Şimdilerde Marshall Mc luhan ın Gutenberg galaksisi kitabını okuyarak tipografik insanın oluşumunu sorguluyor :P Claude Levi-Strauss ‘un hüzünlü dönenceler yada Afşar Timuçin in düşünce tarihi kitapları üzerine kafa yoruyorum. Yani bi bakıma sofinin dünyasıyla başlayan serüven bi level üste sıçramış durumda :)
Ama geriye dönüp baktığımdaysa işin transkript ayağında yerin dibine girip girip çıktığımı görüyorum. Erasmus yapma hevesiyle bi yandan da İngilizce kurslarına giden, muhakkak çift anadal yapacak olan, bi ihtimal belki bölüm birincisi olarak okuldan ayrılırım diye hayallere dalan birinin böyle bir tablo karşısında soğukkanlılığını koruması tahmin edersiniz ki hiç kolay değil…,
Yalvarıyorum bana bi çıkış yolu, şu işleri oluruna uydurmam için bir öneri, çözüm üretin;
Temel sanat eğitiminde hoca neden kendini sınıfta bıraktırmak istiyorsun, pek ala sınıfı geçebilirsin, hatta sınıf geneli içinde iyi bir konumdasın dediğinde hocaya verdiğim yanıt şu olmuştu,
Hocam, ben buraya geldim, çünkü mezun olduğumda grafik operatörü değil, hani şu son dönem moda olan tabiriyle kreatif direktör, art direktör dedikleri adamlardan olucam. Ve ğer benim böyle bi amacım varsa, çıkmış olduğum bu yolda sadece mesleki bilgilerlerden değil, aynı zamanda felsefeden, sosyolojiden, antropolojiden , tarihten ve tabi güncel tarihten bi haber olmam lazım… işte ancak bu şekilde ülkemiz çağdaş sanatçıları pastasında kendime bi ihtimal yer edinebilir, yada reklamcılık ve medya sektöründe aranan bi art direktör olabilirim..

Ben bunları dediğimde o çok duygulandı :P ve beni normalde geçirmesi gerekirken bıraktı. Bıraktı ve ben o mutlulukla kitaplara, talep ettiğim bilgiye koştum, güzel bir yaz geçirdim.., İyi hoş o beni kırmadı, bir yıl daha öğrencisi olmama izin verdi ancak şimdi izlemem gereken yasal prosedür nedir, o beni bütün bir yıl bırakmıştı,ama sistem değişmiş ve temel sanat yarıyıllara ayrılmış. Bu durumda ben, ilk yarı dönem geçmiş sayılıyorum ki buda benim planlarıma göre değil ;(
Bir yardım bir çıkış yolu diyor, mağdur edilmemeyi umuyorum..





Arz/Rica ederim
20070127 Samet AKSUOĞLU

Hiç yorum yok: