Marmara Üniversitesi GSF Grafik Tasarım Bölümü Başkanlığına 12.09.2008
2007 -08 eğitim öğretim yılı boyunca bölümümdeki diğer öğrenciler gibi bende ilgili müfredat çerçevesinde görmem gereken Grafik tasarım bölümü, 1. Sınıf derslerini aldım ancak;
Sorun şu ki müfredatın kendisi değil, ama söz konusu müfredatın uygulanması aşamasında bir takım hayal kırıklıkları, bir nevi beklentilerimin karşılanamaması problemiyle yüz yüze geldim. Bu durumu kendi adıma egale edebilmek adına, kendimce bir plan kurguladım ve uygulamaya koydum.
Hayal kırıklığı ya da benim üstesinden gelemediğim problemleri kısaca özetlemek yararlı olabilir;
Okula geldiğimde kafamda tek bir şey vardı, Dışarıda bir şekilde bu mesleği öğrenmiş, “alaylı” diye tabir edilen kimselerden bir farkım olacaktı; bu fark ise kuşkusuz, okulda bana verilecek sanatsal formasyon dersleriyle sağlanabilirdi, ama ne birinci sınıf, nede ilerleyen yıllar boyunca okulun bana bu tarz bi eğitim vermek adına fazla istekli olmadığını acı ama biraz geç anladım. İlk yıl almam gereken genel sanat tarihi, uygarlık tarihi yada türk dili gibi derslerde ne yazık ki yoklama yapılmıyor yada yapılsa da uygulama aşamasında bir takım aksaklıklar çıkıyordu. Kendi adıma çok değer biçtiğim bu dersler sanki bir karnaval havasında geçiyor, hocanın tek yapabildiği koca sınıfta sayısı yüzü bulan öğrenci topluluğunu susturmaya çalışmaktan öteye gidemiyordu, zira o bunu yaparken ders saati doluyor, ve sınıfta ders tam manasıyla işlenemeden geçiştiriliyordu.
Sadece ilk yıl mu bu şekilde, üst sınıflarda durum nedir? Merakımı gizleyemedim ve acaba üst sınıflarda durum nedir diyerekten kolları sıvadm;
Okuldaki çeşitli bölümlerde okuyan, ve elbette kendi bölümüm olan “grafik tasarım”daki ikinci hatta dördüncü yılını dolduran öğrencilerle yaptığım sohbetlerde, zorunlu olarak seçmeleri gereken sanat sosyolojisi, düşünce tarihi, grafik sanatlar yada türk tarihi gibi dersler olduğunu ancak bu dersleri seçseler bile derslere girmediklerini, zira zaten ders hocalarının yaptıkları basit kompozisyon sınavları için dersin takip edilmesi yada çalışmaya gerek olmadığını, fazla gayret göstermeye gerek kalmadan bu dersleri verebildiklerini büyük bir gurur ve rahatlıkla dile getirdiler…
Okulda bi bakıma sanata dair ne varsa zaten en yoğun haliyle birinci sınıfta alıyoruz. Temel sanat eğitiminde bize verilmek istenen esnek, sanatsal, ya da estetik bir bakış açısı değil mi? Devam eden yıllarda temel sanat dersliklerinde bir takım sanatsal kaygılar güdülerek yapılan o çalışmaların aksine bölüme paralel dersler ekseninde gittikçe mesleki ve ilerleyen dönemlerle birlikte daha da mesleki bir eğitim anlayışı altında başımızı kaldıramaz halde eğitim görüyor ve okul bittiğinde piyasanın karşısına görece hazır bir şekilde çıkmıyor muyuz?
İşte bu noktada sormaya başladım?!?! Peki o zaman benim türlü program ve yoları öğrenerek kendini bi şekilde yetiştirmiş “alaylı“dan farkım ne diye?
Çözüm oldukça basitti ,kaldı ki bu üniversitenin gerçek yüzüydü aslında. benim yaşadığım bu problemi, bir şekilde üniversite kapısından içeri girmiş hemen herkes yaşamış olmalıydı. Her şeyden önce burası lise değildi ki, biri gelip sınıfa sen öğrenesin diye açıp kitabı ders anlatma zorunluluğu taşımıyordu. Burada bilgi için kendin mücadele etmeli, bilgiyi talep eden olmalıydın ki bir şekilde istediğini alabilesin.
Peki ben hangi tarafta olacaktım, birçokları gibi fazla sallamayıp işleri oluruna bırakarak dersleri verebilir ya da olmayan boş vaktimden, molamdan, tatilimden fedakarlık edip, zamanımın büyük bir bölümünü söz konusu bu bana gerekli olduğunu düşündüğüm bilginin peşinde koşturabilirdim.
ilk yıl zaten zorlayıcıydı, verilen ödevler, bizden istenilenler.., tüm bunlar zaten bütün bir haftayı yoğun bir şekilde geçirmeyi zorunlu kılıyordu. Ödev veriliyor, ama bu ödevi yaparken İstanbul modern ya da ne bileyim, santral İstanbul da açılan, işlediğimiz konuya paralel işlerin bulunduğu sergiyi gezmemiz isteniyordu. İnternetten yada çeşitli kitaplardan birtakım konulara göz gezdirerek derse katılımımız bekleniyordu. Rus sinemasından, bağımsız Avrupa sinemasından filmler izlememiz, vasıf kortun un garanti platformun daki arşivinde yatıp kalkmamız tembihleniyordu…
ama daha bu isteklerin bile altından kalkamazken nasıl olurda “kültür dersleri” üzerine giderek sanat tarihi, felsefe, uygarlık tarihi, güncel tarih gibi dersler üzerine yoğunlaşabilir, okumamız için neredeyse her hafta bir başka kitabın önerildiği türk dili dersini takip edebilirdim.
“A dersi” diye bişey vardı, “B dersi” vardı, bu derslerde verilen ödevler yetiştirilemezken daha bunlar dururken kültür dersiymiş, hoca kitap önermişmiş kimin aklına gelirdi!??! bende mi sorun var, çok mu idealistim, delimiyim neyim bilmiyorum ama benim aklıma geldi..
İlk dönemin sonlarına doğru raydan çıkan deli gönlüm, ikinci dönemle birlikte artık bilinmeyen karanlık sularda yüzmekteydi.. ama ben raydan çıkartırken gönlümü, gerçekten inanarak atıldım yola, okulda önemsenmeyen o sanatsal formasyona bi şekilde kendi başıma ulaşabileceğimin hayalini kurdum, kendime bu başı sonu belli olmayan, birçoklarının boşa kürek salmak olarak gördüğü eğitimi verebilirsem eğer, vermek için bir yıl sonraya attığım bölüm derslerimden de çok daha yüksek verim alabileceğimi düşündüm, düşündümde düşündüm ve elimi taşın altına soktum.
Yapmamam için beni caydırıcı, daha mantıklı bi başka sebep yoktu…
Başlarda büyük ölçüde şevkimi kıran ilk şey, bana çok karmaşık gelen sanatsal kitapların “ağır” dili olmuştu. Hocalar başlangıç olarak Berger ‘İn görme biçimlerini okumamı öneriyor, banaysa o kitap çok boğucu geliyordu.., kaldı ki ben gözümü çok daha ağır, ileri düzey kitaplara dikmiştim…
Okul kütüphanesinde çaresizce dolaştığım, ne yapacağıma karar veremediğim kısa bi dönemden sonra, madem ki baş koyduk, o zaman bu işi tamamına erdirmek bize farz, caymak, kaçmak olmaz diyerekten her şeye sıfırdan başlama kararı aldım. Felsefe, sosyoloji ya da sanat tarihi nedir ne değildir bilmiyordum, ama öğrenmeye hevesliydim. İçimdeki bu ara gazıyla koyuldum yola..,
Sofie ‘nin dünyasını alarak başladım işe, belki 15 yaşındaki gençler için yazlmış bir kitapdı ama, itiraf etmeliyim ki kimi yerlerde ağır geldiği bile oldu.. Yapı kredi yada çeşitli yayın evlerinin genel kültür serilerinden bölümüme paralel yayınları alıp okumaya başladım, “yazı insanlığın belleği”, “grafik tasarım”, “herkes için post-modernizm” “yenibaşlayanlar için Freud” sartr … vb
iletişim üzerine yazılmış basit, zevk alarak okuyabileceğim giriş seviyesi kitaplardan fotoğraf, ihap hulisi görey kitaplarına kadar okumasını zevkli bulduğum kitaplarla çok daha önce oluşturmam gereken altyapıyı kendime kazandırmaya çalıştım.
Sanat tarihi cephesinde kurtarıcım, gombrich in sanatın öyküsü oldu. Esaslı bi şekilde başına geçip o kitabı bitirmek epey bi zamanımı aldı…
Medyasoft ‘un indesign, photoshop, illustrator ve freehand üzerine çıkardığı resmi eğitim kitaplarını da alıp incelediğimi, işin sadece ütopya kısmında olmadığımı da bildireyim. Sanat, genel kültür gibi konularda kendimi geliştirmek kadar, piyasa karşısında da kendimi iyi bir yere komunlandırmak aldığım kararların başında geliyordu. zaten okulda verilen bilgisayar eğitimi pek yeterli olmayacak gibi görünüyordu…
Yada okulda verilen bilgisayar eğitimi, sanırım sınıf içindeki çok çok iyi bilenle hiç bilmeyen arasındaki uçurum yüzünden istenildiği ölçüde verilememişti. Beklide benim kafam sofi nin dünyasında olduğundan dolayı olsa gerek, bi çok dergi ve sitede mobil teknoloji editörlüğü gibi unvanlara layık görülmüş olmama rağmen, bilgisayar dersinin hakkından gelemiyordum. Çok şükür ki yazın yaptığım stajvari işler sayesinde programlar üzerindeki hakimiyetimi yeterli düzeye çıkarmayı başardım. Sofi’nin dünyasına rağmen ;)
Şimdilerde Marshall Mc luhan ın Gutenberg galaksisi kitabını okuyarak tipografik insanın oluşumunu sorguluyor :P Claude Levi-Strauss ‘un hüzünlü dönenceler yada Afşar Timuçin in düşünce tarihi kitapları üzerine kafa yoruyorum. Yani bi bakıma sofinin dünyasıyla başlayan serüven bi level üste sıçramış durumda :)
Ama geriye dönüp baktığımdaysa işin transkript ayağında yerin dibine girip girip çıktığımı görüyorum. Erasmus yapma hevesiyle bi yandan da İngilizce kurslarına giden, muhakkak çift anadal yapacak olan, bi ihtimal belki bölüm birincisi olarak okuldan ayrılırım diye hayallere dalan birinin böyle bir tablo karşısında soğukkanlılığını koruması tahmin edersiniz ki hiç kolay değil…,
Yalvarıyorum bana bi çıkış yolu, şu işleri oluruna uydurmam için bir öneri, çözüm üretin;
Temel sanat eğitiminde hoca neden kendini sınıfta bıraktırmak istiyorsun, pek ala sınıfı geçebilirsin, hatta sınıf geneli içinde iyi bir konumdasın dediğinde hocaya verdiğim yanıt şu olmuştu,
Hocam, ben buraya geldim, çünkü mezun olduğumda grafik operatörü değil, hani şu son dönem moda olan tabiriyle kreatif direktör, art direktör dedikleri adamlardan olucam. Ve ğer benim böyle bi amacım varsa, çıkmış olduğum bu yolda sadece mesleki bilgilerlerden değil, aynı zamanda felsefeden, sosyolojiden, antropolojiden , tarihten ve tabi güncel tarihten bi haber olmam lazım… işte ancak bu şekilde ülkemiz çağdaş sanatçıları pastasında kendime bi ihtimal yer edinebilir, yada reklamcılık ve medya sektöründe aranan bi art direktör olabilirim..
Ben bunları dediğimde o çok duygulandı :P ve beni normalde geçirmesi gerekirken bıraktı. Bıraktı ve ben o mutlulukla kitaplara, talep ettiğim bilgiye koştum, güzel bir yaz geçirdim.., İyi hoş o beni kırmadı, bir yıl daha öğrencisi olmama izin verdi ancak şimdi izlemem gereken yasal prosedür nedir, o beni bütün bir yıl bırakmıştı,ama sistem değişmiş ve temel sanat yarıyıllara ayrılmış. Bu durumda ben, ilk yarı dönem geçmiş sayılıyorum ki buda benim planlarıma göre değil ;(
Bir yardım bir çıkış yolu diyor, mağdur edilmemeyi umuyorum..
Arz/Rica ederim
20070127 Samet AKSUOĞLU
Okula, Dekana, Sisteme dair.. [Bir Öğrencinin Serzenişi]
Kurtulmak, tüm o curcunanın altında kendimi ezdirmemek, kıssadan hisse ben artık kazandım, bi çok problemi aştım diyerek “sanatçıyım” diyebilmek..,
ihtişamlı, parıltılı ve imrenilerek bakılan o hayatın ritmine tez elden atılmak adına ;
Güzel olan, haz veren her şeyi.., yani sanatımı “gören göz” adına yaparak.., gerisini kestirip atmayı, geri planda kalan tüm o pürüzlerle ilgilenmeme yolunu seçtim.
Soyutladım tüm o absürdlüklerden hayatımı, ne isteniyorsa, nasıl yapılacaksa -nasıl yapınca saygı görülüyorsa- öyle yapma yoluna gittim…
anlıyorsunuz ki sonraları, hayır?
Gören, değer veren için yapmak bi yol..,
ancak; sanatçı egoizminin topluma hiç bi faydası yok ki !!?!? .., sanata asıl ihtiyacı olan halka bişeyler veremeyince neylesin deli gönlüm saygıyı, ihtişamı.., görkemli bi hayatı. O janjanlı sanatçi tanımı bi noktadan sonra hava civa ..
İşte bu yüzden farklı bi yol izlemeyi, bireysel bi uğraşıdan, kişisel tatmin ve kendini aşma mevzusundan ziyade halkın kendini aşması olayına kafayı taktım. birden çok şeyi birlikte götürme yolunu seçtim. Hem kendim gelişecek, kendim anlayacak, anlamlandıracak bide bunların yanına etrafımdakilerin anlamasını da sağlayacaktım.., etrafımdakilere anlatmak adına normalinde iki konuysa beni alakadar eden gidip altı konuya birden hakim olmaya çalışmak, hepsi bi noktadan sonra beni bayrağı düşmana teslim etme noktasına getirdi. Kağıt üzerinde beni gerçek sanatçı yapacak bu yöntem uygulamada kobayının yaşam enerjisinide, umudunuda, gücünüde genç yaşta tüketiverdi. Altı konu birlikte işlensin derken asıl öğrenmem gereken iki konuda dahil hiçbirini öğrenemez duruma düştüm, hepsinden aldığım bilgiler tam anlamıyla ele alınmadığından bi noktadan sonra herbiri havada asılı, tamamlanmamış, bi şey ifade etmeyen boş bilgilere dönüştü. Bi ondan bi şundan derken geriye çıkıp baktığımda aslında hiçbirisini tam anlamıyla layıkıyla öğrenemediğimi .., ve onca uğraşıdan sonra elde sıfır olduğunu görmek benim için büyük bi yıkım ve inanılmaz bi boşluk duygusu yarattı. Nasıl olmasın .., artık bitmiştim ben !?! onca yapılan şey birleşip birbirini tamamlayıp bi şekilde belli bi birikime dönüşememişti bende. Keşke diyorum şimdilerde.., keşke altı konu değil de asıl yapmam gereken iki konu üzerine yoğunlaşsaymışımda şimdi onları bari bilir olsaymışım.
Oysa ben değişimi erkenden gördüğümü sanmıştım, hala da bi umut var ama olmuyor şu noktadan sonra umudum tükendi, kafamdaki o aksiyon bi türlü uygulamaya konamıyor. Ben modern sanatçı olacam.., bundan gayrı sanatçı dediğin isviçre çakısı gibi olmalı, her işte, her hinlikte, cinlikte, olayda, aksiyonda, mekanda söyleyecek, yapacak bişeyi olmalı diye yola çıkmıştım.
Grafik tasarım dediğin nedir ki ?!? tek başına kartvizit, poster, afiş, amblem olmuş..,
bu düz mantıkla haraket edip günün birinde olurda grafik tasarım yapmaya başlarsam eğer..; yaptığım poster yada çeşitli grafik öğeler ..; melih gökçeğin, kadir tobbaş ın yaptırıp sağa sola, bilboardlara astırdığı basit şeylerden farklı mı olacak. Ne yani ben melih gökçeğin icraatlarının anlatıl(amadığı)dığı o reklam panolarını hazırlıyorum diye sanatçı mı olmuş olacam !?é!
Ben bunu kabullenemedim.., ben o saçma sapan pano reklamlarından tutunda sağda solda.., en basitinden televizyondaki basit işlerden.., hepsinden farklı olarak;
şehre yeni bi soluk getiren, değişimi tetikleyen, değiştiren fikir adamı olmak istedim, kilit insan, hani şu kreatif direktör dediklerinden...
burdan hareketle her konuda bişeyler bilmek, sanatçı diye tanımlanan; çoğu insandan farklı olarak daha dahiyane, daha karmaşık ve hepsinden önemlisi özgün bişeyler ortaya çıkarma yetisine sahip o mecraya ulaşabilmek adına, alanımla doğrudan ya da dolaylı ne varsa ilgili herşeyin, hepsinin içine girmek, hepsine bulaşmak istedim.
baskı resim yaptım, yetmedi alçı kalıp heykel, yetmedi mozaik yapmaya niyetlendim ( halen daha niyetim var).., bilgisayarın başına oturdum, internette forum siteleri, çeşitli portallar derken durmadan bişeyler aldım, durmadan öğrenmeye, ama herşeyi öğrenmeye çalıştım, çabaladım.., ama gerçekten, delicesine .
Sonra bakmışım ki, bu öğrenme, bu istek yeni yeni açılımlara sürüklemiş beni, 400.000 küsür üyesi olan ve tamamen donanım teknoloji, telefon, bilgisayar bileşenleri gibi her telden ama kabaca teknoloji ağırlıklı donanımhaber, tomshardwareguide gibi forum tabanlı sitelerde teknoloji editörü, bilmem ne bölümünün moderatörü, bilmemkimin denetçisi oluvermişim.
Hatta bi dönem milliyet mobil tekkoloji editörü oluyordum, hatta bi nevi oldumda.. ancak sert, anlatırken övdüğüm kadar yerdiğim de yazılarım aydın doğan medyasının hoşuna gitmedi.., bana resmen tanıttığın teknolojik ürünün kötü taraflarını yazılarında dile getirme demeye getirdiler, şeklimi koydum salladım onları,
şimdiyse burs peşinde arkası önü yırtık pantolonlarla dolaşıyorum avere.., bi çare diye diye...
ve işte tüm bu herşeyi birlikte götürme, herşeyi öğrenme, herşeyi delicesine, alabildiğine ve mütemadiyen öğrenme çabası bana bi çok şey verdiği kadar, bi çok şeyi de aldı götürdü benden...
kaliteyi düşürdüm, ben koskoca sanatçıyım bu işi ancak bu kadar para verirseniz yaparım, şöyle olursa bu projede yer alırım değil.., artık her fırsatta, her şekilde, hadi bakalım senin dediğin gibi olsun modunda yaşamaya başladım. Aynı bi filozof gibi olaylara, hayata farklı bi pencereden bakıyor, ama bir sanatçı gibide bi noktadan sonra kopup maçı VIP de bana özel ayrılan koltuklarda izlemeye gitmiyorum. Başından sonuna kadar kale arkasında halkla içiçe, onların yeni bi açılım, yeni bi fikir , yeni bi yol ile aydınlanmaları için.., sıradanlıktan kurtulmaları adına hep onların ekseninde bi hayat sürüyorum. Okulda yapılan ve sanat eksenli bi tartışmanın yapılacağı vaad edilen Abbas güçlünün programına gelirken yanımda;
yıldız teknik fotoğraf vidyoda okuyan kız arkadaşımın yanında( :P) yine Yıldız teknik Makine, inşaat.., itü gemicilik, bilmemnecilik.., marmara sosyal bilimler.., haliç endüstri mühendisliği gibi sanat eğitiminin tartışıldığı bi program olduğunu bildikleri halde bu insanlarıda getirmeyi başardım.., işte her daim kale arkasındayım dediğim olay biraz da olsa bu işte ..
Ancak izlediğim bu yolda ilerlemek, o parıltılı sanatçı hayatına giden yoldan çok daha zordu..,
onlar onure ederek durmadan onurlarını, bense daha oluşturamadığım onurumu durmadan yerler altına alarak ilerliyordum.
Ancak ilginçtir, nedense bunu yapmak doğru geliyordu benim gözüme, halen de öyle. belli bi zümreye girmek için çaba sarf etmek ve aldığım her taktir ve tebrikten sonra o zümreye bi adım daha yaklaştığımı bilmek beni çok da fazla sarmıyor. sanatla herkesin kucaklaşmış olduğu ve bunu sağlamada azimle çalışan “ben” gibi insanlarla oluşturulacak daha halkla iç içe bi tablo daha bi bu ülkenin yararına olacak diye çır pır deli divane çabalıyorum.
Ülkenin yararına düşünmemde, o ihtişamlı zümreden ziyade tüm yurttaşların bütününü kucaklayan daha karmaşık bi yol seçmemin arkasında;
babamın subay olmasına paralel ülkenin hemen her bölgesini gezmiş, belkide bu sayede az çok bireylerin farkına varmış olmam, ve yine ayrıca babam ve silah arkadaşlarının iyi bişeyler adına üç- dört ayda sadece bi günlüğüne eve uğraması ve geri kalan tüm zaman diliminde dağlarda, sınır boylarında ve hatta sınır ötesinde gerçekten zor şartlar altında görev yapması ....
garip ama gösterilebilir.
Hani bişeyler yapılsın şudur budur hep tartışılırya ..,
işte ordu bişeyler yapıyor, işte bilmem neredeki kim yine bişeyler adına bi çaba gayret gösteriyor, bi diğeri evet halktan biri, belkide tesisatçılık yapıyor ama hayatını adıyor ülke sorunlarına..,
bi nebze çözüm arayışıyla, durmadan bi faaliyet içerisinde o, şu, bu, bi diğeri.., yurdum insanı!
bunlar sorunları aşma yolunda durup didinirken, belli bi zümre yada özel bi klübün mensupları durumuna sürüklenen sanatçılar neyliyor, ne çaba gösteriyorlar gerçek ülke sorunları karşısında ??
Kabaca bu; birçoklarının saçmalık, laubalilik, absürlük gibi gördüğü onca yaptığım şeyin altyapısını oluşturdu. Oluşturmaya devam etmesini aslında istedim .., ama artık değil..
artık,
temel sanat eğitimi, fotoğraf, yazı, şu bu.. ne kadar ders varsa hepsini birbirine karıştırmış.., fotoğrafçılığı çift ana dal hayalleri ile başlayan marmara universitesi grafik bölümü maceram, önce yandala, ardından acaba sınıfı geçebilecekmiyim kertesine ulaşan rezillik.., bi noktadan sonra beni artık isyanlara, alayına ban bu hayatın diyen bi noktaya sürüklemiştir..
şu aşamadan sonra neylesem -ne yapsam- bilemiyorum !?!?
aslında herşey çok iyi ilerliyor .., (en azından çok çok kötü değil)
ama yok, ben kendime yediremiyorum bu gidişatı..
fotoğrafçılıkla ilgilibiri büyük diğeri ondan da büyük iki kitap bitirdim sorun enstantane, filtre, alan derinlşiği... ama yok .., daha foto dersinde verilen özdev fotoları çekmeye zaman bulamıyorum.
Temel sanat eğitimi ayrı bi olay.., kafamda onlarca fikir, onlarca proje sürekli dönüp duruyor.., bunlardan birinide çekip ciddi esaslı ve görkemli bi forma sokamıyorum. Yaptığım işler, yarım bırakılmış umut vaad eden ama en nihayetinde bitirilmemiş ve eksik işlerden öteye gidemiyor.
Yav herşey mi eksik olur, yazı dersinde de eksikler, bilgisayar dersinde de boşluklar, bilinmeyenler almış başını yürümüş vaziyette..
haftada ortalama 2 kitap bitiriyorum -bazen 1 kitap- .., ama yok halen daha şu “sanatın öyküsü” nü okuyacak zamanı, o kitabı gerçekten anlamamı sağlayacak kadar sakin, uzunca ve kimsenin rahatsız etmediği ortamı, zamanı yakalayamadım. Başladım bi ara gazıyla okumaya ama .., bitiremedim..
çok yığılma var. ben modern sanat üzerine kafa yormak isterken yani müfredatı devirip müfredatın ötesinde yayınları okumaya çabalamam gerekirken daha sanatın öyküsü gibi en temel, avrupada çocuklara okutulan bi kitabı bitirememiş olmanın verdiği acıyla kıvranıp duruyorum.
Yaw bi hayal edin..,
fotoğrafçılığı istiyorsunuz biliyorsunuz ama foto çekecek zamanınız yok
modern sanatmış, şuymuş buymuş alayını öğrenmek istiyorsunuz, en temel yayınları bile henüz okumamışsınız.
Felsefeyi, estetiği.., sanatçıları o resimleri yapmaya sürükleyen, tetikleyen düşünceleri anlamlandırmaya çalışıyorsunuz, felsefeye adım atayım onu şunu bunu çözeyim diyorsunuz, ama bi bakıyorsunuz ki daha en temel felsefe kavramlarından bi habersiniz.
Bilgisayr çözmeye çalışıyorsunuz, bisikleti, ses sistemlerini, plazma ve lcd televizyonları.., cep telefonlarını onu bunu şunu ...
köşe yazarlarından biri; “bu gençleri anlamak güç, herçiçekten bal almak istiyor, herşeyi bilmek istiyorlar, halbuki önceleri bi işin tek bi üstadı olurdu , ona hürmek edilir, işine saygı duyulurdu.., önceleri işinin erbabı biri başka bi konuyada el attığında bugünkü gibi alkışlanmaz aksine yadırganırdı “ .., sana ne be adam senin işin mi bu mantığı...
işte ben bu yazarında garip karşıladığı kuşağın en uçtemsilcilerinden biriyim herhalde..
grafik tasarım okuyorum, BU BÖLÜM BUNU DA GEREKTİRİYOR HALBU Kİ !?!?
ee o zaman neden tek uzaydan gelmiş, saçma sapan davranıyormuşcasına oraya buraya koşuşturan sadece bi kendimi görüyorum.. başkaları ne güzel bi iki işe konsantire olup kendi alanında temiz, başarılı işler verirken .., neden ben her işi yarım yalpa .., saçma sapan bırakıyorum..
sırf bu yüzden ağladığım çok oldu.
Ve ben artık ağlamak istemiyorum, ağlamadan ziyade herşeyi yarım yapmış ve sonucundada doğal olarak yaptığı hiç bi iş taktir görmemiş modda boynu bükük, kafası karışık dolanmak istemiyorum ortalıklarda.
Ne yaptığım, yapmaya çalıştığım pek öyle önemli değil ama,
bitmiş ve sonunu görebildiğim, -birilerinin taktir etmesi önemli değil-, gene söylüyorum, sadece sonunu gördüğüm , bu sonu fotoğraflayıp dijital ortama aktrmak, cd ye yazmak hepsini ve tüm bitmiş işlerin oluşturduğu bu portfolyoyu, anlayana nelerle uğraştığımı gösterebilmek istiyorum..
bugün biri çıkıp deseki bana .., (ki düşük notları görünce güç bela beni istbulda okumaya gönderen ailem soracak bana bu soruyu);
“bu yarıyıl ne yaptın”, somut bi örnek göster dese !??!
“yok işte” somut bi örnek ..
aşmaya çalıştım, kendimi okumaya, felsefeye şuna buna ama hep grafik tasarım, post-prodüksiyon, resim..vs yani sonuçta bölümümle ilgili şeylere verdim,
Sanat eğitimime katkı sağlayacağını düşündüğüm şeylerle haşır neşir oldum ... ama yok ..,
pes diyorum başka bişey demiyorum..
ve işin acı tarafı şu noktadan sonra bugüne kadar asıl yapmam gereken temel sanat, yazı, sanat tarihi gibi kilit konuları nasıl daralan zaman diliminde telafi edecem.., işte beni yıkan da bu konu zaten.
Yaw bi insan her kalesini de mi kaybeder, kız arkadaşım gitti, kız arkadaşım olmaya aday olanlarda gitti, netteki namım da şanımda gitti, ankaradaydım, ordaki arkadaşlar gitti, o eğlenceli, içi kıpır kıpır benliğim de gitti, fikrim gitti, zikrim gitti, ee bu aşamada intihar eyleyip bi son vermekten başka da mantıklı bi çıkış yolu yok ki neyleyecem ben ( allahtan az buçuk inançlı biriyimde neylesin deli gönlüm böyle hayatı diyip terk-i diyar eylemiyorum intihar ederek ..)
benim sorunum platon kiyle aynı.., “bildiğim tek şey, bişey bilmediğimi bildiğimdir” diyen platon nasıl ki bu yüzden acı çekiyor, inim inim inliyorsa..,
ama buna karşı durmadan öğrenmeye ve anlamaya çalışıyorsa bişeyleri.., bendeki de aynı dalga
..
aslında aynı daygaydı demeliyim gidişatım biraz karanlık, pes etti edecek, edecekmi çalkantılı bi süreçte yol alıyorum. Ama o pes etmedi ve hatta ilginçtir, yaşamıyla ödedi bunun bedelini, ve belkide -aslında belkidesi yok işte- bu yüzden “platon” oluverdi, herkesin tanıdığı filozof olup çıktı, lugattaki yerini aldı.
bende platon un yolundan, bi ara gazı bismillah diyip koyuldum yola..,
attık kendimizi curcunaya ama yok, onun gibi sonunu getiremeyecez galiba, bugün benim pes etmeyle, etme eyleme arasındaki ince çizgide durduğum gündür. Bugün benim sıradan olmakla sıradışı olmak arasındaki ayrım noktasındaki son “check point” önünde durduğum, nereye versem yönümü dediğim karar dönemidir.
Şuan ne yapıyorum;
şuan okuyorum( okumaya çalışıyorum, yetiştirmeye çalışıyorum.., aslında okumak istediğim ama kendimi yeterli göremediğim bi ton kitaba altyapı oluşturmak adına birtakım “öncül” olarak belirlediğim giriş seviyesi kitaplar okuyorum şu sıralar,
sofie nin dünyası nı okuyorum, okuyorum ki, Afşar Timuçin ‘in düşünce tarihi kitabını, Politzer'i, niçe'yi ve daha sayısız felsefe kitabını, özelliklede estetik üzerine kitapları okuyabilmek için. Hatta baş ucumda felsefe sözlüğü bile var ;)
“freehand öğreniyorum” adlı kitabın daha başlaındaki ilk alıştırmayla cebelleşip duruyorum, bi türlü istediğim vakti ayıramıyorum, sürekli ertele ertele !?!? nereye kadar, bu böyle devam edemez ki !??! sonuç da benim asıl işim freehand, photosop olacak bi yerde..
yazı insanlığın belleiği, sanatın öyküsü, fotoğrafa başlarken, fotoğrafın f'si gibi alanımla doğrudan ilgili kitapları okuyorum, ama ara ara ve bu durum beni çok sinir ediyor. Üstüne gidip bi çırpıda sanatın öyküsünü, diğer bi çırpıda bi diğerini bitirmek geliyor içimden.. vs zira bu kitaplar gözümde sadece asıl istediğime ulaşmadan önce halletmem gereken ayrıntılar olarak duruyor. Ben sanatın öyküsünü okuyup, modern sanatın öyküsüne, oradan yetmedi, yetmeyecek diyerek gene modern sanat üzerine envai çeşit kitaba ekşın yapmak istiyorum.
Yazı insanlığın belleğini bitirip, emre becer in, tevfik fikter uçar ın, yazı, tipografi, görsel iletişim, grafik tasarım üzerine yazdığı kitapları okumaya başlamak istiyorum.
Tüm bunları yaptıktan sonra , roman okumak istiyorum. Yeni çıkan, kültleşmiş, ilgimi çeken...
ve yine aktif olarak baskı resim yapmaya, internette forum ve portal sitelerinde haber yazmaya ,oradaki sorulan sorularai yardım isteyenlere derman olmaya vakit ayırabilmek istiyorum.
Bisiklete binmek, body yapmak, üçgen vucutlu olmak istiyoum.
Bi kızı tutup kolundan.., tiyatroya, sinemeya, çeşitli alanım dahilinde düzenlenmiş workshop lara götürmeyi, ve daha o kız -hatta kızlar- üzerinde envai çeşit ekşına imza atmak istiyorum.
Hocanın verdiği “örtü, örtmek, örtünmek” konulu fotoğraf ödevine paralel kızın birini soyup yapacağım düzenleme çerçevesinde onun fotoğraflarını çekmeyi,
ocak kurumasın hesabı bi diğer kızı soyup onun desenini çizmeyi(ee desen dersi yok bölümde),
bi başkasıyla sanat üzerine, estetik şu bu üzerine, en basitinden yaşam üzerine sohbet muhabbet etmeyi,
bu da yetmez bi felsefe kulubu, felsefe günleri, etkinlikleri gibi düzenli bi organizasyon içinde yer almayı,
artık düzenli olarak gazete okumayı, köşe yazarlarını okumayı,
bulmaca çözebilmeyi,
....
istiyorum.
Bende farkındayım, bunların hepsi bi arada olacak gibi gözükmüyor, en azından şu yoğun okul programı çerçevesinde.., ama yapabilirmisim.., olacakmış gibi her gün bi gaz , bi heyecan yataktan kalkıyor, ve bi kez daha deniyorum şansımı...
bilmiyorum neden böyle yaptığımı, salağım aptalım diyemem..,,
ama şizofrenim, piskopatım, sorunluyum diyebilirim sanırım.
Belkide sadece uç noktaların adamıyım demeliyim..
kimbilir .., belkide sanatçıyım demeliyim :P
@@@
Hayatımda bi çok noktada, bi çok kez..,
bu ve benzer kırılma noktaları yaşadım.. denizatlı yada ne bileyim trenlerdeki hava yada su basıncını gösteren bir tür gösterge olduğunu varsayın.., ve bu gösterge doluyor doluyor .., doluyor ve bi noktadan sonra aynı sifonun çekilmesi gibi(farkındayım verdiğim örnek ve benzetmeler bi hayli ilginç bu aralar) bi anda boşalıyor..
Evet,
yine böyle bi boşalımın ardından hafif bi rahatlama..,
ve akabinde yaşamımı, öteden bu yana süregelen işleyişi gözden geçirmeye başlıyorum. Beni bu noktaya getiren şeylerin tespiti, ve bunlardan birtakım dersler çıkartılması… falan derken gerekli tüm klasik yapılacakların ardından bi şekilde hayata kaldığım yerden devam etmeye başlıyorum.
Genelde yaptığım;
yapılması gereken, gerekli, birikmiş onca şeyi öncelik sırasına göre yeniden düzenlemek. Bana o anda en çok lazım olan, yada şimdiye kadar çoktan halletmiş olmam gerektiğini düşündüğüm şeyleri öne alıp, diğerlerini geri plana da tutmaya çalışmak.
Zaten bu böyle, bu mütemadiyen devam eden bi süreç..
çoğu kez bu süreci kalıcı olarak sonlandırmak, değiştirmek.., ve hayatımda gerçekten esaslı bi değişikliğe gitmeyi düşündüğüm de oldu. Ama bu sefer, düşüncenin de ötesinde ciddi somut adımlar atmaya, yoksa bu döngünün ömrü billâh beni bırakmayacağı fikrine artık sıkı sıkıya bağlanmış durumdayım.
Bu çerçevede artık düşünceler değil ciddi somut adımların devreye girmesi gerekiyor ki..,
Ve bu noktada ben,
her şeyi göze alarak start tuşuna basmış durumdayım.
Keşke İngilizce bilsem diye deli divane dönüyorum ortalıkta.. keşke bilgisayarda şuan bilmem gereken photoshop, freehand, flash... gibi programları bilsem diye yırtınıyorum..
elbette ana hedef olarak belirlediğim bu isteklerim dışında, sanatı, felsefeyi, estetiği.. şunu bunu da kıyıdan köşeden devam ettirme kararı almış durumdayım.
Fark ettiniz mi bilmiyorum ama benim zaten asıl sorunum,
ne kadar revize eder, ve ne kadar elesem de eleyeyim ortaya gene bi ton yapılması gereken onca hedef çıkıyor. Böyle bi ton hedef çıktığı için de, tüm bu yapılacak dediğim hedefleri uygulama safhasında,
aksaklıklarla karşılaşmam ve yine size yazdığım serzeniş yazısındaki duruma geri dönmem gibi kısır bi döngü yaşıyorum.
yine bi dolma, ardından onu takip eden bi boşalma süreci ve onun ardından yine alınan çeşitli kararlar , belirlenen öncüller ..vesaire.. Sonra yine yeniden yeni bi başlangıç...
işte bu sefer farklı olması adına elimden geleni yapmaya çalışıyorum. hatta elimden gelenin fazlasını, boyumu aşanını yapmak istiyorum ki, şu kısır döngü meselesinden tam manasıyla kurtulayım.
Madem bireysel olarak altından kalkamıyorum bu işin, profesyonel yardım alarak, özel yardım alarak.., ama bi şekilde bu sefer olmasını sağlayacak,
bu seferki aldığım kararların, hayatımda kısa süreli bi rahatlama hissinden öte, bütüne yayılan esaslı bi mutluluğu beraberinde getireceği inancını benimsemiş durumdayım.
öncelikle asıl pişmanlığım,
okulun başında ingilizce hazırlık sınıfını seçmemiş olmam,
ama bu konuda benimde kendimce haklı nedenlerim vardı..,
İngilizceden hiç bişey anlamıyorum, bu bi kenara hem okuldaki hocalar, hemde öğrenciler tarafından yapılan olumsuz eleştiriler, bizim okulda verilen bu eğitimin kalitesini sorgulamama yol açtı.
İstanbul’a, ankaradan yeni gelmiş her şeyi yeni yeni öğrenen biri olarak bana, marmaranın İngilizce hazırlık sınıflarının iyi olmadığını, iş ingilizce hazırlık okumaya geldiğinde bu işin Boğaziçi, İTÜ gibi okullarda adamakıllı öğretildiğinden bahsettiler.
Kaldıki zaten ben, basit bi İngilizce eğitimi değil, eğer alacaksam adamakıllı bi hazırlık eğitimi almak istiyordumki.., etraftaki yorumlar beni en azından marmarada hazırlık okumaktan caydırdı..
Ben iyi derecede ingilizce okuyabilmek ve okuduğumu gerçekten anlayabilmek istiyordum. Bu sayede internetteki her türlü sitenin yanında, özel olarak ilgimi çeken bazı büyük yabancı portalları, forum sitelerinde yazanları anlayabilecek, kendime yepyeni bi eğitim kapısı açmış olacaktım. Eğer ingilizce sitelerden az buçuk bişeyler anlayabilseydim eğer,
şimdi birinci sınıfı böyle ölü geçirmiyor olacak, her türlü iki ve üç boyutlu grafik tasarım programıyla ilgili çeşitli “tutorial” ve “how to” yazılarının bulunduğu sitelerdeki dersleri takip edebilecek, takıldığım yerlerde benden önce aynı yerde takılmış kişilerin yorumlarına, sorunu nasıl aştıklarına bakabilecektim. Haa bulamıyorsam cevabı, ben yeni bi başlık açıp forum içinde, sorunuma derman arayabilecektim.
Sadece bu mu..,
megavizyon ya da d&r gibi yerlerde satılan onca yabancı dergiyi alıp okuyabilecek, hepsinden en güzeli okul girişinde ya da kitapçılarda satılan.., kütüphanelerden alınıp okunabilen ama sanatla ilgili ama değil onca yabancı kitabı alıp okuyacaktım ki işte bu bana bi çok şey katacaktı eminim..
ve en güzeli, erasmus yapabilecektim.., daha ne isterim.
Ama yok,
ingilizce yok.., hiçbişey yok.. ( daha önce öğrenemezdim zira, diyarbakırından, siirtine, trabzonuna, hatta kıbrısa, edirneye dolan dolan dolan, sürekli tayin gördüğümüz için pek öyle parlak bi ingilizce eğitimi serüvenim olduğu söylenemez)
ve böylelikle sonuca varmaya çalışırsak,
eğer ben ingilizce hazılıkda ingilizce öğrenmiş olsaydım..,
sahip olduğum ingilizceyi aldığım grafik tsarım ve kabaca sanat eğitimiyle ilişkilendirebilecek, ve bu sayede çok daha verimli bi 4 yıllık lisans süreci yaşayacaktım.
İşte bunu bildiğim için.., kahroluyorum, keşke demek zorunda kalıyorum.
Keşke hazırlık okusaymışım, keşke zamanı geri alabilsem...
ve şöyle de bi istekle karşınıza çıkıyorum ki , bu istek gerçekten bi çok uzunca düşünüp, eleyip, uzun bi karar sürecinden sonra verilmiş bi istek, hemen her şeyi göze aldığımın bi göstergesi ;şu ana kadar okuduğum bu süreci es geçerek, önümüzdeki seneyle birlikte hazırlıktan okula tekrar başlasam okumaya.., ben kendi adıma kaybedecek bişey olduğunu düşünmüyorum, zira bi yarıyıl bölüm içinde kalmamın bana kattığı onca şey hazırlık okurken kendisini ciddi şekilde gösterecek, kendi adıma konuşmam gerekirse yarım yıl önceki ben olmadığımı çok iyi biliyorum. Hazırlık sınıfında sadece elinde ingilizce kitapları olan biri değil, ciddi anlamda okulun ritmine ayak uydurmuş, bölümüyle ilgili kitapları ve çeşitli süreli yayınları takip eden biri haline gelmiş olacağım.. aynı şekilde bu yarıyıl tanıştığım fotoğraf makinası sanattan ırak bi hazırlık süreci yaşamamın da büyük ölçüde önüne geçecek.
kısacası kazanacağım bu ekstra zaman diliminde,
hem ingilizceyi öğrenmiş olacak,
hemde “keşke okula girmeden önce halletseymişim” dediğim bölümüme paralel bi çok konuyu halletmiş olacağım. Ve belki de bu sayede bölüme adım attığımda, bugüne nazaran aklımı daha bi bölümümle ilgili konulara verebilecek, önümdeki probleme yine bugüne nazaran daha bi fazla konsantre olabileceğim.
Bugüne nazara diyorum çünkü..,
içimdeki fırtılanardan az çok bahsettim ya .., bendeki bu doluluk inanın hiç bitmeyecek .., hazırlık bitipde o gün geldiğinde de bi çok işi yetiştiremeyeceğim.., ve hatta gene dolup dolup taşacak, yine bi takım problemler yaşayacağım...
ama yinede o sefer kendi içimde belli bi doygunluğa ulaştığımdan olsa gerek .., daha bi kontrollü süreci götürebileceğime, ve artık pes etmekten daha çok “ben bu işin üstesinden gelebilirim” diyebileceğime inanıyorum.
ne yani?
Ben bölümüme sıfırdan tekrar, ve üstelik hazırlık okuyarak başlamak istiyorum mu sorusuna, cevabım; EVET..
Kültür dersleriyle aram gayet iyi gidiyor, her ne kadar son dönem yaşadığım bu ikilemler yüzünden finallerde, eksik iş vererek notlarımın düşmesine neden olsam da, bölüm dersleriyle aramın iyi olması bi yerde buda bişeydir dedirtiyor, madem sorunsuzca işleyen bi süreç var; Başlayan yarıyıl ile birlikte söz konusu kültür dersleri ve özellikle sanat tarihinin üzerine özel olarak düşmeyi ve bu seneyle birlikte verilmesi gereken tüm kültür derslerini vermeyi planladım.
Onun dışında, hazırlık sınıfı okuyacam, şudur budur demeden, derhal esaslı bi İngilizce kursuna yazılarak, okuyacağım hazırlık sınıfından önce belli bi doygunluğa ulaşmak adına, elimi tez elden taşın altına sürecem..
Bu süreçte fotoğraf ve bilgisayar derslerine girmeyi, dışardan eğitim kitap ve cd leri ile gerekli grafik tasarım programlarını öğrenmeyi ve fotoğraf çekmeyi sürdürmeyi düşünüyorum.
Okumayı düşündüğüm bi ton bölümümle, sanatla ilgili kitabı da, ee artık kazandığım bu ekstra zaman diliminde bi zahmet vakit bulup okumayı..,
Ve tüm bu sürecin en sonunda vakit geldiğinde,
birinci sınıfa en azından kendimi ikna etmiş vaziyette, tekrar merhaba demeyi istiyorum!
Siz sadece bana bu şansı verin, yapacağım programın içeriği, şekli pek öyle önemli değil.., inanın ben bu işin altından layıkıyla kalkarım. İhtiyacım olan tek şey, zaman.. lütfen bana o zamanı kullanabileceğim ortamı, yani hazırlık sınıfını okuma düşümü olur kılın..
Off off ..
Aslında bu yazıları yazarken gözlerim doluyor.., ve yine aslında parmaklarım acıyor,
bu yazıları cep telefonuyla yazdığımdan haberdarmısınız bilmiyorum ama gerçekten dolmuşsam eğer,
o küçük şeyi elime alıp, bunca şeyi yazma ihtiyacı hissediyorum .. ( ve yine aynı şekilde, bazı uzun cümleler, birbirini tekrar eden kelimeler gözünüzü rahatsız ediyorsa .., bu telefonun ekranında yazdıklarımı bir bütün olarak tam manasıyla göremememden kaynaklanıyor).
@@@
23 Nisan 2008 saat:3.00
Sanat eğitimi alan bir öğrenci nasıl olmalı? Eğitimi nasıl olmalı?
Ondan modern sanat yapıtları mı ortaya konması isteniyor?
Eğer öğrencinin post-modernitenin tanımını tdk düzeyinde etkilemesi, onu eğiten hocayı mesut bahtiyar edecekse,
Bu günleri görmek için öğrencinin nasıl bi yol izlemesi, peki ya hocasının bu süreç de nasıl hareket etmesi gerekir?
Peki ya öğrencinin sanatçı olmak için çıktığı bu yolda,
bu mertebeye ulaşabilmek yada ulaşana kadar;
hem hayatını devam ettirebilmek hem de amacına ulaşmak adına yaptığı onca çaba ve bunun getirdiği maddi harcalamarı karşılamak adına, ayrıca bi mesleğe sahip olması gerçeği, hani derler ya her zaman önce bi altın yüzüğe sahip ol diye ?!?!
yani para gelmeye başladıktan sonra işin sanatsal boyutuna eğilim göstermeye başlamak ne derece doğrudur? Ağaç yaşken eğilmez mi? :P
artık geçirdiğim kırılma noktaları had safhaya dayanmış durumda.. neredeyse her gün bi başka kırılma yaşayarak durmadan rota değiştiriyorum..
yahu oysa rota zaten belli değil mi !?!? ben iş arayan boş gezen bi genç değilim ki? Onların bile problemi benden daha basit..
ben hangi bölümde okuyorum?
Grafik Tasarım..
Alllah aşkına şu bölümün tanımını bana yapabilecek, kapsamını benim için sınırlandırarak bana izlemem gereken bi yol gösterecek bi allhın kulu da mı yok !?!?
23 nisan 2008 saat:2.15
Canın mı sıkılıyor Samet?
Evet, sanırım bugün canım biraz sıkkın..
Git kendine bi kız arkadaş edin, gez dolaş Samet!!?!
Ee .. şey.., ama benim bi kız arkadaşım zaten var .
Haauvv, kim o ?
Hemen yukarda aslında, odasındadır şimdi..
Adı ne ?
Selma ?!? Berna.. ıı şey
Haa tamam, Banu..
Pfff Samet, sallama… Hadi ii geceler Samet
Ama gerçekten vardı.., ıı var, inan ama ..
Gerçekten…
İyi geceler Samet!
Yarın 23 nisan,
kaldı ki an itibariyle saattin 2.30 ‘u göstermesi teknik olarak kutlamalara başlayabileceğim anlamına geliyor...
ama hayır, Canımın sıkıldığı falan yok,
bi kız arkadaşa yada peşinde elli takla atarak koşacağım bi sevgiliye de gereksinimim olduğunu aslına bakarsanız –en azından şu aşamada- düşünmüyorum.
Gidişat o ki bu neşe ile dolmam gereken son 23 nisan olacak..
Ve hatta bu son “23 Nisan”ımı kutlama girişimim bile, bi yenilenme, tazelenme coşkusuyla değil,
mutlu ama mağrur, kırık bi kalple yazılmış bi manifestodan ibaret olacak..
her şey ebesinin şeyinde başladı diyerekten süreci ta en başından alacağım falan yok ama yinede hayatımın son bi yılını özetlemeye çalışırsam eğer, bazı gerçeklerin bu yazıyı okuyanların gözünde, bi şekilde oluşacağına dair sonsuz inanca sahibim.
nerden başlanır bilem ki ..
kısaca özet geçmek gerekirse;
ankara anadolu güzel sanatlar lisesinden mezun olduktan sonra marmara uni. grafiği kazandım ve halihazırda bu bölümde okuyorum.
babamın subay olmasına paralel doğusundan batısına, karadenizine, kıbrısına kadar türkiyenin bi çok kentinde ikamet etme fırsatım oldu. ilköğretim yıllarında başlayan deli gibi okuma serüvenim, sonrasında deli gibi yazma, ve ardından belli bi kalıba oturarak bilinçli ve düzenli bir yazma eylemine dönüştü. bugün mobil teknoloji çatısı altında başta cep telefonları, özelliklede linux, windowsce, symbian gibi sitemler üzerinde çalışan pda dediğimiz bilgisayarvari telefonlarla alakalı çeşitli portal ve forum sitelerinde yazıyor, moderatörlük, editörlük, yönetici gibi vasıflarla bu sitelerdeki bilgi akışının kontrolünü, genel düzeni ve tüm bu sürecin mütemadiyen işlemesini sağlıyorum.
yarı profesyonel olarak bisiklete biniyor, sahip olduğum canon 400d makina ile fotoğraf çekiyor, gene internette teknoloji, bilgisayar donanımı, dizüstü bilgisayarlar, lcd ve plazma televizyonlar, fotoğraf-vidyo, sinema gibi hobilerle haşır neşir oluyor.., hatta çoğu durumda bu uğraşılarımı hobilikten kaydırıp kendi içinde belli bi uzmanlık seviyesine doğru ilerletiyorum, ilerletmeye çalışıyorum. kabaca zaman yaratabildiğim hemen her an bu konular üzerine ciddi anlamda kafa yorarak kendime bir yeni uzmanlık alanı daha yaratıyorum ve bunun sonu yok gibi bişey diyebilirim. okuyorum, yazıyorum, çiziyorum, sürekli gözler açık takip ediyorum herşeyi ., herşeyi ... vesaire
ve şimdi bu aralar, grafik bölümünün getirdiği photoshop, freehand, indesign, flash gibi kalıplaşmış grafik tasarım programlarını öğrenmeye çalışıyorum. Aslında öğrenmek de istemiyorum, biraz zorla, ve geriden alarak bi şekilde evet öğreniyorum ancak bunlar bi kenara, ben after fx, final cut ...gibi post prodüksiyon mu denir genel olarak yada ne.., artık ne diyorsanız o alana gönlümü kaptırmış durumdayım. bana daha bi yatkın, daha bi yababilirmişim gibi geliyor. En azından şimdilik bu 3 boyutlu tasarım ve özelliklede post prodüksiyon işleri beni asıl mutlu edecek şeyler gibi geliyo bana.
yani ben 1. sınıftan başlayıp genel çizgimi kalıplaşmış grafik tasarımdan ziyade,
post prodüksiyon, film ve reklam grafiği etrafında şekillenen bi yöne çekmek, ve bu doğrultuda kendimi geliştirmek istiyorum.
Ama yok işte , ol deyince olmuyor, kara kaşım kara gözüm uğruna da gel bakalım sana istediklerini verecez diyen biri çıkıp elimden tutup yol yordam göstermiyor ..
Angaradan kalkıp geldiğimde istanbula,
Gelme nedenim; alabildiğine yenilikçi, fırlama bi sanatçı olabilmek idi.
Şuanda ise pes etmeye dönük kararlar alarak, basılı basısız reklamcılık ve bilimum medya sektörünün emrine amade, kişiliği “art direktör” unvanıyla onure edilerek susması sağlanacak, ve o farkında olmadan sürecin ritmine göre şekillendirilecek biri olma yolunda ufaktanda olsa adımlarımın yönünü değiştirir gibi oluyorum..
İşte bu yüzden canımın sıkıntısı..
Yoksa,
Aslında yapacağım onca şey varken nasıl sıkılsın ki canım ?!?!
*sanat, felsefe, sosyoloji, antropoloji, estetik.., süreli yayınlar şu bu derken okumayı bekleyen onca kitap dergi , bide bunların yanına izlenmeyi bekleyen dünya sinemasından onca film var iken,
*if İstanbul, iksv İstanbul, İstanbul modern cinama, restfest, bilmem kaçıncı cart-curt kısa film festivali, operası, fazılı, idili, barok müzik günleriyle, söyleşileri, gösterimleri, oturumları sempozyum(?)larıyla 2010 kültür başkenti seçilmiş istanbulda,
*hele hele bide sanat öğrencisiysem.., hele hele birde grafik tasarım okuyor isem.. !?!?
Nasıl bi mantık alabilir ki sıkılayım, darlanayım.. ne edsem ne yapsam diye kafamı daşlara vurayım ?!?!!
Eğer iç mimar olsam hayatım kolay..
Eğer entas okusam,
Eğer tekstil yada geleneksel türk el sanatları okusam gene kolay…
Evet yaptıkları zor ama en azından başarmak için izlemeleri gereken bi yollarl var, o bölümlerde çalışırsan başarılı olursun mantığı geçerli.
Ama resim ve grafik bölümlerinde, ee haliyle özellikle de benim bölümüm grafik tasarımda durum hiç de öyle değil..,
Yaptığım şeye ulaşmak adına mantıklı ve tutarlı izlenmesi gereken yol yada yollar yok.. binlerce tali yol var, onlar da rap saçı.., evet eğer bir kitap kapağı yapılacak, evet bir derginin mizanpaj işi görülecekse işin nasıl yapılmasına ilişkin sayısız kaynak, yol, gösterge elbette var..
Ama benim kafamdaki, benim dahi artık adını koyamadığım, o farklı, ilginç şeyi ortaya koyarken izlemem gereken yolu bulamıyorum..
Ne halt yediğimi ben dahil hiç kimse bilmiyor.
İç mimarlık gibi kimse çıkan sonucu belli kıstaslar çerçevesinde değerlendirip olmuş deme gibi bi lükse sahip değil,
izleyenin biyerine tesir ediyorum ki beyeniyorlar ama nası ve ne şekilde bunu yaptığımın farkında olmadığım gibi, açıkcası onlarında benim yaptığım işten ne diye haz duyduklarının bilgisine sahip olduklarını sanmıyorum.
Hemen hemen tüm film festivallerine, sergilere, sergi açılışlarına ve bilimum sanat kokan her telden etkinliğe,
Okuldaki kritik dersleri bırakmak, sınıfta kalmak pahasına –ki kaldım da- gitmeyi göze alıyorum,
Aylık akbil denen meredi keşfedene kadar afikadaki 10 ailenin karnını doyuracak parayı yollara saçtığımı da burada ayrıca belirtmek istiyorum...
Vakti zamanında paramın bitip, karşıda kaldığım, dolunayı izleye izleye sahilde kayaların üstünde yattığım çok oldu,
Soranlara ne olacak bu türkiyenin hali düşünürken dalmışım dedim, filozof damgasını iliştiriverdiler. ;(
Para kalmadı, kaçak göçek angaralardan bisikleti istanbula getirdim, okula, oraya buraya derken hemen her yere bisikletle gitmeye başladım, hayırdır dediler, maksat spor olsun, ağaçlar kesilmesin dedim.., çevreye duyarlı çocuk dediler, Greenpeace üyesi bellediler.
Asi dediler, matrak dediler, iyi insan, aklı selim kişilik, kaçık şu bu derken ikisi yan yana gelmeyecek onca tanımı benimle bütünleştiriverdiler..
Ne diye böyle manyadım, yoldan çıktım, yada yoldan çıkmış gözüküyorum..
Zira olmak istediğim şeyin , ne olacağımın da bilgisine artık kendim de sahip değilim.. avare dolaşıyor, sanat namına bana katkısının olabilceğini düşündüğüm her şeyi almaya , ama her şeyi almaya çalışarak bi yerde biriken bu izlenimler yığınından sanatçı bi ben olmasını umud ediyorum. Yani yaptığım şu aşamada hiç bi şey beni doğrudan istediğime götürecek şeyler değil,
Hepsi dolaylı hepsi dolambaçlı,
Ve artık bu amacının bile belirsizleşmeye başladığı bu gidişat, ve buna karşın benim atılımlarım arasından halen daha birtakım somut örneklerin çıkmamış olması beni korkutmakta, çimdeki şevk ve ateşi söndürmektedir..
işte bu nedenledir ki, artık ben,
icraat görmek adına,
yaptığım şeyin boş olmadığını ve ortaya benimde bişeyler koyabildiğimi cümle aleme göstermek için,
bi ajansa, ama kreatif yönü ağır, yani sağa sola kalıplaşmış işlerden ziyade her seferine ortaya yeni bişeyler koyma iddia ve heyecanıyla çalışan bi ajansta çalışma fırsatı yakalayarak,
bi şeyler ama somut bişeyler yapmak istiyorum.. somut derken elle illa tutulur değil. Düşüncemin para etmesinden, değer görmesinden, benim dediğimin orda işleyen süreci etkilemesinden bahsediyorum. yada öyle bişey diyeceğim ki orda oluşturdukları fikir alaşağı olacak, benim direktiflerim çerçevesinde yenideninşa edilecek..
yav benim tüm bu gayretim çabam.., uygulayan değil, uygulatanda değil, evet tüm bu süreçlerde yer alan, ama aynı zamanda işin beyin fırtınası sürecinde de adı geçen esaslı bi kreatif direktör olabilmek. Elbette bu aşamaya gelmeden belli seviyelerden geçmek gerekliliğini ve ajans ortamındaki o ortamı tanımanın önemini kavrayabiliyorum.. işte buy yüzdendirki gayretim çabam , tüm bu acelem, daha 1. sınıftan bi ajansda çalışmaya başlamak, ve ilerleyen sınıflarla birlikte bunu devam ettirerek günün birinde iş deneyimine sahip olarak mezun olmak..
yahu anlatabiliyor muyum acep canımın sıkıntısını,
içimde volkan var. Ne yapacağımı şaşırdım, gözüm yükseklerde, ama yapacak, takip edecek o kadar şey, ve bu süreçde izlenecek o kadar çok yol var ki !??!?
durmadan kırılma noktaları ve yön değiştirmeler, dolup dolup taşmalar içinde zamanımı heba ediyorum..
23 Nisan 2008 saat:4.00
Haa bu arada gerçekten de banu adında bi kız arkadaşım var, yoksa var mıydı? Var mı? Sanırım ona ciddi ciddi bu soruyu sorup cevabını istemem gerekecek..
@@@
Üç serzeniş yazısında da benim futursuzca ve sürekli saldıran yapımın çıkmazları içinden bi ihtimal bi umut diyerek çıkış yolları olup olmadığı, varsa nasıl olması gerektiği araştırılıyor,
Bilgi, kitap, bilumum konu, resim, sergi, film, yayın, site, tiyatro, söyleşi, opera, panel, sempozyum…
O kadar aç gözlülükle saldırıyor, ve bunu yaparken bazen o denli işi abartı noktasına götürüyorum ki..
Aslında yapmak istediğim hiçbişey imkansız değil..,
Ama her ne kadar yapılması olanaklar dahilinde olsa da bi çok şeyin hepsini birden, üstelik öyle kısıtlı bi zaman aralığında aynı anda almak adınaverilen savaş baya zorlayıcı, yorucu oluyor!??!?
yapmak istediğim de olmuyor, onca zaman, emek.. off of.., skandal bi hayat yaşıyorum..
benim sorunum, bu;
ne bohem hayat bu benim yaşadığım ???!
disiplin lazım, onca şey elenip içinden belli başlı öncüller belirlenmeli, ne yapacaksam, belli bi plan ve program çerçevesinde sadece o an için belirlediğim hedef etrafında, ona yönelik olarak yapmalıyım yapacağımı..
Samet AKSUOĞLU -face1tr
face1tr@gmail.com
@msn.com
ihtişamlı, parıltılı ve imrenilerek bakılan o hayatın ritmine tez elden atılmak adına ;
Güzel olan, haz veren her şeyi.., yani sanatımı “gören göz” adına yaparak.., gerisini kestirip atmayı, geri planda kalan tüm o pürüzlerle ilgilenmeme yolunu seçtim.
Soyutladım tüm o absürdlüklerden hayatımı, ne isteniyorsa, nasıl yapılacaksa -nasıl yapınca saygı görülüyorsa- öyle yapma yoluna gittim…
anlıyorsunuz ki sonraları, hayır?
Gören, değer veren için yapmak bi yol..,
ancak; sanatçı egoizminin topluma hiç bi faydası yok ki !!?!? .., sanata asıl ihtiyacı olan halka bişeyler veremeyince neylesin deli gönlüm saygıyı, ihtişamı.., görkemli bi hayatı. O janjanlı sanatçi tanımı bi noktadan sonra hava civa ..
İşte bu yüzden farklı bi yol izlemeyi, bireysel bi uğraşıdan, kişisel tatmin ve kendini aşma mevzusundan ziyade halkın kendini aşması olayına kafayı taktım. birden çok şeyi birlikte götürme yolunu seçtim. Hem kendim gelişecek, kendim anlayacak, anlamlandıracak bide bunların yanına etrafımdakilerin anlamasını da sağlayacaktım.., etrafımdakilere anlatmak adına normalinde iki konuysa beni alakadar eden gidip altı konuya birden hakim olmaya çalışmak, hepsi bi noktadan sonra beni bayrağı düşmana teslim etme noktasına getirdi. Kağıt üzerinde beni gerçek sanatçı yapacak bu yöntem uygulamada kobayının yaşam enerjisinide, umudunuda, gücünüde genç yaşta tüketiverdi. Altı konu birlikte işlensin derken asıl öğrenmem gereken iki konuda dahil hiçbirini öğrenemez duruma düştüm, hepsinden aldığım bilgiler tam anlamıyla ele alınmadığından bi noktadan sonra herbiri havada asılı, tamamlanmamış, bi şey ifade etmeyen boş bilgilere dönüştü. Bi ondan bi şundan derken geriye çıkıp baktığımda aslında hiçbirisini tam anlamıyla layıkıyla öğrenemediğimi .., ve onca uğraşıdan sonra elde sıfır olduğunu görmek benim için büyük bi yıkım ve inanılmaz bi boşluk duygusu yarattı. Nasıl olmasın .., artık bitmiştim ben !?! onca yapılan şey birleşip birbirini tamamlayıp bi şekilde belli bi birikime dönüşememişti bende. Keşke diyorum şimdilerde.., keşke altı konu değil de asıl yapmam gereken iki konu üzerine yoğunlaşsaymışımda şimdi onları bari bilir olsaymışım.
Oysa ben değişimi erkenden gördüğümü sanmıştım, hala da bi umut var ama olmuyor şu noktadan sonra umudum tükendi, kafamdaki o aksiyon bi türlü uygulamaya konamıyor. Ben modern sanatçı olacam.., bundan gayrı sanatçı dediğin isviçre çakısı gibi olmalı, her işte, her hinlikte, cinlikte, olayda, aksiyonda, mekanda söyleyecek, yapacak bişeyi olmalı diye yola çıkmıştım.
Grafik tasarım dediğin nedir ki ?!? tek başına kartvizit, poster, afiş, amblem olmuş..,
bu düz mantıkla haraket edip günün birinde olurda grafik tasarım yapmaya başlarsam eğer..; yaptığım poster yada çeşitli grafik öğeler ..; melih gökçeğin, kadir tobbaş ın yaptırıp sağa sola, bilboardlara astırdığı basit şeylerden farklı mı olacak. Ne yani ben melih gökçeğin icraatlarının anlatıl(amadığı)dığı o reklam panolarını hazırlıyorum diye sanatçı mı olmuş olacam !?é!
Ben bunu kabullenemedim.., ben o saçma sapan pano reklamlarından tutunda sağda solda.., en basitinden televizyondaki basit işlerden.., hepsinden farklı olarak;
şehre yeni bi soluk getiren, değişimi tetikleyen, değiştiren fikir adamı olmak istedim, kilit insan, hani şu kreatif direktör dediklerinden...
burdan hareketle her konuda bişeyler bilmek, sanatçı diye tanımlanan; çoğu insandan farklı olarak daha dahiyane, daha karmaşık ve hepsinden önemlisi özgün bişeyler ortaya çıkarma yetisine sahip o mecraya ulaşabilmek adına, alanımla doğrudan ya da dolaylı ne varsa ilgili herşeyin, hepsinin içine girmek, hepsine bulaşmak istedim.
baskı resim yaptım, yetmedi alçı kalıp heykel, yetmedi mozaik yapmaya niyetlendim ( halen daha niyetim var).., bilgisayarın başına oturdum, internette forum siteleri, çeşitli portallar derken durmadan bişeyler aldım, durmadan öğrenmeye, ama herşeyi öğrenmeye çalıştım, çabaladım.., ama gerçekten, delicesine .
Sonra bakmışım ki, bu öğrenme, bu istek yeni yeni açılımlara sürüklemiş beni, 400.000 küsür üyesi olan ve tamamen donanım teknoloji, telefon, bilgisayar bileşenleri gibi her telden ama kabaca teknoloji ağırlıklı donanımhaber, tomshardwareguide gibi forum tabanlı sitelerde teknoloji editörü, bilmem ne bölümünün moderatörü, bilmemkimin denetçisi oluvermişim.
Hatta bi dönem milliyet mobil tekkoloji editörü oluyordum, hatta bi nevi oldumda.. ancak sert, anlatırken övdüğüm kadar yerdiğim de yazılarım aydın doğan medyasının hoşuna gitmedi.., bana resmen tanıttığın teknolojik ürünün kötü taraflarını yazılarında dile getirme demeye getirdiler, şeklimi koydum salladım onları,
şimdiyse burs peşinde arkası önü yırtık pantolonlarla dolaşıyorum avere.., bi çare diye diye...
ve işte tüm bu herşeyi birlikte götürme, herşeyi öğrenme, herşeyi delicesine, alabildiğine ve mütemadiyen öğrenme çabası bana bi çok şey verdiği kadar, bi çok şeyi de aldı götürdü benden...
kaliteyi düşürdüm, ben koskoca sanatçıyım bu işi ancak bu kadar para verirseniz yaparım, şöyle olursa bu projede yer alırım değil.., artık her fırsatta, her şekilde, hadi bakalım senin dediğin gibi olsun modunda yaşamaya başladım. Aynı bi filozof gibi olaylara, hayata farklı bi pencereden bakıyor, ama bir sanatçı gibide bi noktadan sonra kopup maçı VIP de bana özel ayrılan koltuklarda izlemeye gitmiyorum. Başından sonuna kadar kale arkasında halkla içiçe, onların yeni bi açılım, yeni bi fikir , yeni bi yol ile aydınlanmaları için.., sıradanlıktan kurtulmaları adına hep onların ekseninde bi hayat sürüyorum. Okulda yapılan ve sanat eksenli bi tartışmanın yapılacağı vaad edilen Abbas güçlünün programına gelirken yanımda;
yıldız teknik fotoğraf vidyoda okuyan kız arkadaşımın yanında( :P) yine Yıldız teknik Makine, inşaat.., itü gemicilik, bilmemnecilik.., marmara sosyal bilimler.., haliç endüstri mühendisliği gibi sanat eğitiminin tartışıldığı bi program olduğunu bildikleri halde bu insanlarıda getirmeyi başardım.., işte her daim kale arkasındayım dediğim olay biraz da olsa bu işte ..
Ancak izlediğim bu yolda ilerlemek, o parıltılı sanatçı hayatına giden yoldan çok daha zordu..,
onlar onure ederek durmadan onurlarını, bense daha oluşturamadığım onurumu durmadan yerler altına alarak ilerliyordum.
Ancak ilginçtir, nedense bunu yapmak doğru geliyordu benim gözüme, halen de öyle. belli bi zümreye girmek için çaba sarf etmek ve aldığım her taktir ve tebrikten sonra o zümreye bi adım daha yaklaştığımı bilmek beni çok da fazla sarmıyor. sanatla herkesin kucaklaşmış olduğu ve bunu sağlamada azimle çalışan “ben” gibi insanlarla oluşturulacak daha halkla iç içe bi tablo daha bi bu ülkenin yararına olacak diye çır pır deli divane çabalıyorum.
Ülkenin yararına düşünmemde, o ihtişamlı zümreden ziyade tüm yurttaşların bütününü kucaklayan daha karmaşık bi yol seçmemin arkasında;
babamın subay olmasına paralel ülkenin hemen her bölgesini gezmiş, belkide bu sayede az çok bireylerin farkına varmış olmam, ve yine ayrıca babam ve silah arkadaşlarının iyi bişeyler adına üç- dört ayda sadece bi günlüğüne eve uğraması ve geri kalan tüm zaman diliminde dağlarda, sınır boylarında ve hatta sınır ötesinde gerçekten zor şartlar altında görev yapması ....
garip ama gösterilebilir.
Hani bişeyler yapılsın şudur budur hep tartışılırya ..,
işte ordu bişeyler yapıyor, işte bilmem neredeki kim yine bişeyler adına bi çaba gayret gösteriyor, bi diğeri evet halktan biri, belkide tesisatçılık yapıyor ama hayatını adıyor ülke sorunlarına..,
bi nebze çözüm arayışıyla, durmadan bi faaliyet içerisinde o, şu, bu, bi diğeri.., yurdum insanı!
bunlar sorunları aşma yolunda durup didinirken, belli bi zümre yada özel bi klübün mensupları durumuna sürüklenen sanatçılar neyliyor, ne çaba gösteriyorlar gerçek ülke sorunları karşısında ??
Kabaca bu; birçoklarının saçmalık, laubalilik, absürlük gibi gördüğü onca yaptığım şeyin altyapısını oluşturdu. Oluşturmaya devam etmesini aslında istedim .., ama artık değil..
artık,
temel sanat eğitimi, fotoğraf, yazı, şu bu.. ne kadar ders varsa hepsini birbirine karıştırmış.., fotoğrafçılığı çift ana dal hayalleri ile başlayan marmara universitesi grafik bölümü maceram, önce yandala, ardından acaba sınıfı geçebilecekmiyim kertesine ulaşan rezillik.., bi noktadan sonra beni artık isyanlara, alayına ban bu hayatın diyen bi noktaya sürüklemiştir..
şu aşamadan sonra neylesem -ne yapsam- bilemiyorum !?!?
aslında herşey çok iyi ilerliyor .., (en azından çok çok kötü değil)
ama yok, ben kendime yediremiyorum bu gidişatı..
fotoğrafçılıkla ilgilibiri büyük diğeri ondan da büyük iki kitap bitirdim sorun enstantane, filtre, alan derinlşiği... ama yok .., daha foto dersinde verilen özdev fotoları çekmeye zaman bulamıyorum.
Temel sanat eğitimi ayrı bi olay.., kafamda onlarca fikir, onlarca proje sürekli dönüp duruyor.., bunlardan birinide çekip ciddi esaslı ve görkemli bi forma sokamıyorum. Yaptığım işler, yarım bırakılmış umut vaad eden ama en nihayetinde bitirilmemiş ve eksik işlerden öteye gidemiyor.
Yav herşey mi eksik olur, yazı dersinde de eksikler, bilgisayar dersinde de boşluklar, bilinmeyenler almış başını yürümüş vaziyette..
haftada ortalama 2 kitap bitiriyorum -bazen 1 kitap- .., ama yok halen daha şu “sanatın öyküsü” nü okuyacak zamanı, o kitabı gerçekten anlamamı sağlayacak kadar sakin, uzunca ve kimsenin rahatsız etmediği ortamı, zamanı yakalayamadım. Başladım bi ara gazıyla okumaya ama .., bitiremedim..
çok yığılma var. ben modern sanat üzerine kafa yormak isterken yani müfredatı devirip müfredatın ötesinde yayınları okumaya çabalamam gerekirken daha sanatın öyküsü gibi en temel, avrupada çocuklara okutulan bi kitabı bitirememiş olmanın verdiği acıyla kıvranıp duruyorum.
Yaw bi hayal edin..,
fotoğrafçılığı istiyorsunuz biliyorsunuz ama foto çekecek zamanınız yok
modern sanatmış, şuymuş buymuş alayını öğrenmek istiyorsunuz, en temel yayınları bile henüz okumamışsınız.
Felsefeyi, estetiği.., sanatçıları o resimleri yapmaya sürükleyen, tetikleyen düşünceleri anlamlandırmaya çalışıyorsunuz, felsefeye adım atayım onu şunu bunu çözeyim diyorsunuz, ama bi bakıyorsunuz ki daha en temel felsefe kavramlarından bi habersiniz.
Bilgisayr çözmeye çalışıyorsunuz, bisikleti, ses sistemlerini, plazma ve lcd televizyonları.., cep telefonlarını onu bunu şunu ...
köşe yazarlarından biri; “bu gençleri anlamak güç, herçiçekten bal almak istiyor, herşeyi bilmek istiyorlar, halbuki önceleri bi işin tek bi üstadı olurdu , ona hürmek edilir, işine saygı duyulurdu.., önceleri işinin erbabı biri başka bi konuyada el attığında bugünkü gibi alkışlanmaz aksine yadırganırdı “ .., sana ne be adam senin işin mi bu mantığı...
işte ben bu yazarında garip karşıladığı kuşağın en uçtemsilcilerinden biriyim herhalde..
grafik tasarım okuyorum, BU BÖLÜM BUNU DA GEREKTİRİYOR HALBU Kİ !?!?
ee o zaman neden tek uzaydan gelmiş, saçma sapan davranıyormuşcasına oraya buraya koşuşturan sadece bi kendimi görüyorum.. başkaları ne güzel bi iki işe konsantire olup kendi alanında temiz, başarılı işler verirken .., neden ben her işi yarım yalpa .., saçma sapan bırakıyorum..
sırf bu yüzden ağladığım çok oldu.
Ve ben artık ağlamak istemiyorum, ağlamadan ziyade herşeyi yarım yapmış ve sonucundada doğal olarak yaptığı hiç bi iş taktir görmemiş modda boynu bükük, kafası karışık dolanmak istemiyorum ortalıklarda.
Ne yaptığım, yapmaya çalıştığım pek öyle önemli değil ama,
bitmiş ve sonunu görebildiğim, -birilerinin taktir etmesi önemli değil-, gene söylüyorum, sadece sonunu gördüğüm , bu sonu fotoğraflayıp dijital ortama aktrmak, cd ye yazmak hepsini ve tüm bitmiş işlerin oluşturduğu bu portfolyoyu, anlayana nelerle uğraştığımı gösterebilmek istiyorum..
bugün biri çıkıp deseki bana .., (ki düşük notları görünce güç bela beni istbulda okumaya gönderen ailem soracak bana bu soruyu);
“bu yarıyıl ne yaptın”, somut bi örnek göster dese !??!
“yok işte” somut bi örnek ..
aşmaya çalıştım, kendimi okumaya, felsefeye şuna buna ama hep grafik tasarım, post-prodüksiyon, resim..vs yani sonuçta bölümümle ilgili şeylere verdim,
Sanat eğitimime katkı sağlayacağını düşündüğüm şeylerle haşır neşir oldum ... ama yok ..,
pes diyorum başka bişey demiyorum..
ve işin acı tarafı şu noktadan sonra bugüne kadar asıl yapmam gereken temel sanat, yazı, sanat tarihi gibi kilit konuları nasıl daralan zaman diliminde telafi edecem.., işte beni yıkan da bu konu zaten.
Yaw bi insan her kalesini de mi kaybeder, kız arkadaşım gitti, kız arkadaşım olmaya aday olanlarda gitti, netteki namım da şanımda gitti, ankaradaydım, ordaki arkadaşlar gitti, o eğlenceli, içi kıpır kıpır benliğim de gitti, fikrim gitti, zikrim gitti, ee bu aşamada intihar eyleyip bi son vermekten başka da mantıklı bi çıkış yolu yok ki neyleyecem ben ( allahtan az buçuk inançlı biriyimde neylesin deli gönlüm böyle hayatı diyip terk-i diyar eylemiyorum intihar ederek ..)
benim sorunum platon kiyle aynı.., “bildiğim tek şey, bişey bilmediğimi bildiğimdir” diyen platon nasıl ki bu yüzden acı çekiyor, inim inim inliyorsa..,
ama buna karşı durmadan öğrenmeye ve anlamaya çalışıyorsa bişeyleri.., bendeki de aynı dalga
..
aslında aynı daygaydı demeliyim gidişatım biraz karanlık, pes etti edecek, edecekmi çalkantılı bi süreçte yol alıyorum. Ama o pes etmedi ve hatta ilginçtir, yaşamıyla ödedi bunun bedelini, ve belkide -aslında belkidesi yok işte- bu yüzden “platon” oluverdi, herkesin tanıdığı filozof olup çıktı, lugattaki yerini aldı.
bende platon un yolundan, bi ara gazı bismillah diyip koyuldum yola..,
attık kendimizi curcunaya ama yok, onun gibi sonunu getiremeyecez galiba, bugün benim pes etmeyle, etme eyleme arasındaki ince çizgide durduğum gündür. Bugün benim sıradan olmakla sıradışı olmak arasındaki ayrım noktasındaki son “check point” önünde durduğum, nereye versem yönümü dediğim karar dönemidir.
Şuan ne yapıyorum;
şuan okuyorum( okumaya çalışıyorum, yetiştirmeye çalışıyorum.., aslında okumak istediğim ama kendimi yeterli göremediğim bi ton kitaba altyapı oluşturmak adına birtakım “öncül” olarak belirlediğim giriş seviyesi kitaplar okuyorum şu sıralar,
sofie nin dünyası nı okuyorum, okuyorum ki, Afşar Timuçin ‘in düşünce tarihi kitabını, Politzer'i, niçe'yi ve daha sayısız felsefe kitabını, özelliklede estetik üzerine kitapları okuyabilmek için. Hatta baş ucumda felsefe sözlüğü bile var ;)
“freehand öğreniyorum” adlı kitabın daha başlaındaki ilk alıştırmayla cebelleşip duruyorum, bi türlü istediğim vakti ayıramıyorum, sürekli ertele ertele !?!? nereye kadar, bu böyle devam edemez ki !??! sonuç da benim asıl işim freehand, photosop olacak bi yerde..
yazı insanlığın belleiği, sanatın öyküsü, fotoğrafa başlarken, fotoğrafın f'si gibi alanımla doğrudan ilgili kitapları okuyorum, ama ara ara ve bu durum beni çok sinir ediyor. Üstüne gidip bi çırpıda sanatın öyküsünü, diğer bi çırpıda bi diğerini bitirmek geliyor içimden.. vs zira bu kitaplar gözümde sadece asıl istediğime ulaşmadan önce halletmem gereken ayrıntılar olarak duruyor. Ben sanatın öyküsünü okuyup, modern sanatın öyküsüne, oradan yetmedi, yetmeyecek diyerek gene modern sanat üzerine envai çeşit kitaba ekşın yapmak istiyorum.
Yazı insanlığın belleğini bitirip, emre becer in, tevfik fikter uçar ın, yazı, tipografi, görsel iletişim, grafik tasarım üzerine yazdığı kitapları okumaya başlamak istiyorum.
Tüm bunları yaptıktan sonra , roman okumak istiyorum. Yeni çıkan, kültleşmiş, ilgimi çeken...
ve yine aktif olarak baskı resim yapmaya, internette forum ve portal sitelerinde haber yazmaya ,oradaki sorulan sorularai yardım isteyenlere derman olmaya vakit ayırabilmek istiyorum.
Bisiklete binmek, body yapmak, üçgen vucutlu olmak istiyoum.
Bi kızı tutup kolundan.., tiyatroya, sinemeya, çeşitli alanım dahilinde düzenlenmiş workshop lara götürmeyi, ve daha o kız -hatta kızlar- üzerinde envai çeşit ekşına imza atmak istiyorum.
Hocanın verdiği “örtü, örtmek, örtünmek” konulu fotoğraf ödevine paralel kızın birini soyup yapacağım düzenleme çerçevesinde onun fotoğraflarını çekmeyi,
ocak kurumasın hesabı bi diğer kızı soyup onun desenini çizmeyi(ee desen dersi yok bölümde),
bi başkasıyla sanat üzerine, estetik şu bu üzerine, en basitinden yaşam üzerine sohbet muhabbet etmeyi,
bu da yetmez bi felsefe kulubu, felsefe günleri, etkinlikleri gibi düzenli bi organizasyon içinde yer almayı,
artık düzenli olarak gazete okumayı, köşe yazarlarını okumayı,
bulmaca çözebilmeyi,
....
istiyorum.
Bende farkındayım, bunların hepsi bi arada olacak gibi gözükmüyor, en azından şu yoğun okul programı çerçevesinde.., ama yapabilirmisim.., olacakmış gibi her gün bi gaz , bi heyecan yataktan kalkıyor, ve bi kez daha deniyorum şansımı...
bilmiyorum neden böyle yaptığımı, salağım aptalım diyemem..,,
ama şizofrenim, piskopatım, sorunluyum diyebilirim sanırım.
Belkide sadece uç noktaların adamıyım demeliyim..
kimbilir .., belkide sanatçıyım demeliyim :P
@@@
Hayatımda bi çok noktada, bi çok kez..,
bu ve benzer kırılma noktaları yaşadım.. denizatlı yada ne bileyim trenlerdeki hava yada su basıncını gösteren bir tür gösterge olduğunu varsayın.., ve bu gösterge doluyor doluyor .., doluyor ve bi noktadan sonra aynı sifonun çekilmesi gibi(farkındayım verdiğim örnek ve benzetmeler bi hayli ilginç bu aralar) bi anda boşalıyor..
Evet,
yine böyle bi boşalımın ardından hafif bi rahatlama..,
ve akabinde yaşamımı, öteden bu yana süregelen işleyişi gözden geçirmeye başlıyorum. Beni bu noktaya getiren şeylerin tespiti, ve bunlardan birtakım dersler çıkartılması… falan derken gerekli tüm klasik yapılacakların ardından bi şekilde hayata kaldığım yerden devam etmeye başlıyorum.
Genelde yaptığım;
yapılması gereken, gerekli, birikmiş onca şeyi öncelik sırasına göre yeniden düzenlemek. Bana o anda en çok lazım olan, yada şimdiye kadar çoktan halletmiş olmam gerektiğini düşündüğüm şeyleri öne alıp, diğerlerini geri plana da tutmaya çalışmak.
Zaten bu böyle, bu mütemadiyen devam eden bi süreç..
çoğu kez bu süreci kalıcı olarak sonlandırmak, değiştirmek.., ve hayatımda gerçekten esaslı bi değişikliğe gitmeyi düşündüğüm de oldu. Ama bu sefer, düşüncenin de ötesinde ciddi somut adımlar atmaya, yoksa bu döngünün ömrü billâh beni bırakmayacağı fikrine artık sıkı sıkıya bağlanmış durumdayım.
Bu çerçevede artık düşünceler değil ciddi somut adımların devreye girmesi gerekiyor ki..,
Ve bu noktada ben,
her şeyi göze alarak start tuşuna basmış durumdayım.
Keşke İngilizce bilsem diye deli divane dönüyorum ortalıkta.. keşke bilgisayarda şuan bilmem gereken photoshop, freehand, flash... gibi programları bilsem diye yırtınıyorum..
elbette ana hedef olarak belirlediğim bu isteklerim dışında, sanatı, felsefeyi, estetiği.. şunu bunu da kıyıdan köşeden devam ettirme kararı almış durumdayım.
Fark ettiniz mi bilmiyorum ama benim zaten asıl sorunum,
ne kadar revize eder, ve ne kadar elesem de eleyeyim ortaya gene bi ton yapılması gereken onca hedef çıkıyor. Böyle bi ton hedef çıktığı için de, tüm bu yapılacak dediğim hedefleri uygulama safhasında,
aksaklıklarla karşılaşmam ve yine size yazdığım serzeniş yazısındaki duruma geri dönmem gibi kısır bi döngü yaşıyorum.
yine bi dolma, ardından onu takip eden bi boşalma süreci ve onun ardından yine alınan çeşitli kararlar , belirlenen öncüller ..vesaire.. Sonra yine yeniden yeni bi başlangıç...
işte bu sefer farklı olması adına elimden geleni yapmaya çalışıyorum. hatta elimden gelenin fazlasını, boyumu aşanını yapmak istiyorum ki, şu kısır döngü meselesinden tam manasıyla kurtulayım.
Madem bireysel olarak altından kalkamıyorum bu işin, profesyonel yardım alarak, özel yardım alarak.., ama bi şekilde bu sefer olmasını sağlayacak,
bu seferki aldığım kararların, hayatımda kısa süreli bi rahatlama hissinden öte, bütüne yayılan esaslı bi mutluluğu beraberinde getireceği inancını benimsemiş durumdayım.
öncelikle asıl pişmanlığım,
okulun başında ingilizce hazırlık sınıfını seçmemiş olmam,
ama bu konuda benimde kendimce haklı nedenlerim vardı..,
İngilizceden hiç bişey anlamıyorum, bu bi kenara hem okuldaki hocalar, hemde öğrenciler tarafından yapılan olumsuz eleştiriler, bizim okulda verilen bu eğitimin kalitesini sorgulamama yol açtı.
İstanbul’a, ankaradan yeni gelmiş her şeyi yeni yeni öğrenen biri olarak bana, marmaranın İngilizce hazırlık sınıflarının iyi olmadığını, iş ingilizce hazırlık okumaya geldiğinde bu işin Boğaziçi, İTÜ gibi okullarda adamakıllı öğretildiğinden bahsettiler.
Kaldıki zaten ben, basit bi İngilizce eğitimi değil, eğer alacaksam adamakıllı bi hazırlık eğitimi almak istiyordumki.., etraftaki yorumlar beni en azından marmarada hazırlık okumaktan caydırdı..
Ben iyi derecede ingilizce okuyabilmek ve okuduğumu gerçekten anlayabilmek istiyordum. Bu sayede internetteki her türlü sitenin yanında, özel olarak ilgimi çeken bazı büyük yabancı portalları, forum sitelerinde yazanları anlayabilecek, kendime yepyeni bi eğitim kapısı açmış olacaktım. Eğer ingilizce sitelerden az buçuk bişeyler anlayabilseydim eğer,
şimdi birinci sınıfı böyle ölü geçirmiyor olacak, her türlü iki ve üç boyutlu grafik tasarım programıyla ilgili çeşitli “tutorial” ve “how to” yazılarının bulunduğu sitelerdeki dersleri takip edebilecek, takıldığım yerlerde benden önce aynı yerde takılmış kişilerin yorumlarına, sorunu nasıl aştıklarına bakabilecektim. Haa bulamıyorsam cevabı, ben yeni bi başlık açıp forum içinde, sorunuma derman arayabilecektim.
Sadece bu mu..,
megavizyon ya da d&r gibi yerlerde satılan onca yabancı dergiyi alıp okuyabilecek, hepsinden en güzeli okul girişinde ya da kitapçılarda satılan.., kütüphanelerden alınıp okunabilen ama sanatla ilgili ama değil onca yabancı kitabı alıp okuyacaktım ki işte bu bana bi çok şey katacaktı eminim..
ve en güzeli, erasmus yapabilecektim.., daha ne isterim.
Ama yok,
ingilizce yok.., hiçbişey yok.. ( daha önce öğrenemezdim zira, diyarbakırından, siirtine, trabzonuna, hatta kıbrısa, edirneye dolan dolan dolan, sürekli tayin gördüğümüz için pek öyle parlak bi ingilizce eğitimi serüvenim olduğu söylenemez)
ve böylelikle sonuca varmaya çalışırsak,
eğer ben ingilizce hazılıkda ingilizce öğrenmiş olsaydım..,
sahip olduğum ingilizceyi aldığım grafik tsarım ve kabaca sanat eğitimiyle ilişkilendirebilecek, ve bu sayede çok daha verimli bi 4 yıllık lisans süreci yaşayacaktım.
İşte bunu bildiğim için.., kahroluyorum, keşke demek zorunda kalıyorum.
Keşke hazırlık okusaymışım, keşke zamanı geri alabilsem...
ve şöyle de bi istekle karşınıza çıkıyorum ki , bu istek gerçekten bi çok uzunca düşünüp, eleyip, uzun bi karar sürecinden sonra verilmiş bi istek, hemen her şeyi göze aldığımın bi göstergesi ;şu ana kadar okuduğum bu süreci es geçerek, önümüzdeki seneyle birlikte hazırlıktan okula tekrar başlasam okumaya.., ben kendi adıma kaybedecek bişey olduğunu düşünmüyorum, zira bi yarıyıl bölüm içinde kalmamın bana kattığı onca şey hazırlık okurken kendisini ciddi şekilde gösterecek, kendi adıma konuşmam gerekirse yarım yıl önceki ben olmadığımı çok iyi biliyorum. Hazırlık sınıfında sadece elinde ingilizce kitapları olan biri değil, ciddi anlamda okulun ritmine ayak uydurmuş, bölümüyle ilgili kitapları ve çeşitli süreli yayınları takip eden biri haline gelmiş olacağım.. aynı şekilde bu yarıyıl tanıştığım fotoğraf makinası sanattan ırak bi hazırlık süreci yaşamamın da büyük ölçüde önüne geçecek.
kısacası kazanacağım bu ekstra zaman diliminde,
hem ingilizceyi öğrenmiş olacak,
hemde “keşke okula girmeden önce halletseymişim” dediğim bölümüme paralel bi çok konuyu halletmiş olacağım. Ve belki de bu sayede bölüme adım attığımda, bugüne nazaran aklımı daha bi bölümümle ilgili konulara verebilecek, önümdeki probleme yine bugüne nazaran daha bi fazla konsantre olabileceğim.
Bugüne nazara diyorum çünkü..,
içimdeki fırtılanardan az çok bahsettim ya .., bendeki bu doluluk inanın hiç bitmeyecek .., hazırlık bitipde o gün geldiğinde de bi çok işi yetiştiremeyeceğim.., ve hatta gene dolup dolup taşacak, yine bi takım problemler yaşayacağım...
ama yinede o sefer kendi içimde belli bi doygunluğa ulaştığımdan olsa gerek .., daha bi kontrollü süreci götürebileceğime, ve artık pes etmekten daha çok “ben bu işin üstesinden gelebilirim” diyebileceğime inanıyorum.
ne yani?
Ben bölümüme sıfırdan tekrar, ve üstelik hazırlık okuyarak başlamak istiyorum mu sorusuna, cevabım; EVET..
Kültür dersleriyle aram gayet iyi gidiyor, her ne kadar son dönem yaşadığım bu ikilemler yüzünden finallerde, eksik iş vererek notlarımın düşmesine neden olsam da, bölüm dersleriyle aramın iyi olması bi yerde buda bişeydir dedirtiyor, madem sorunsuzca işleyen bi süreç var; Başlayan yarıyıl ile birlikte söz konusu kültür dersleri ve özellikle sanat tarihinin üzerine özel olarak düşmeyi ve bu seneyle birlikte verilmesi gereken tüm kültür derslerini vermeyi planladım.
Onun dışında, hazırlık sınıfı okuyacam, şudur budur demeden, derhal esaslı bi İngilizce kursuna yazılarak, okuyacağım hazırlık sınıfından önce belli bi doygunluğa ulaşmak adına, elimi tez elden taşın altına sürecem..
Bu süreçte fotoğraf ve bilgisayar derslerine girmeyi, dışardan eğitim kitap ve cd leri ile gerekli grafik tasarım programlarını öğrenmeyi ve fotoğraf çekmeyi sürdürmeyi düşünüyorum.
Okumayı düşündüğüm bi ton bölümümle, sanatla ilgili kitabı da, ee artık kazandığım bu ekstra zaman diliminde bi zahmet vakit bulup okumayı..,
Ve tüm bu sürecin en sonunda vakit geldiğinde,
birinci sınıfa en azından kendimi ikna etmiş vaziyette, tekrar merhaba demeyi istiyorum!
Siz sadece bana bu şansı verin, yapacağım programın içeriği, şekli pek öyle önemli değil.., inanın ben bu işin altından layıkıyla kalkarım. İhtiyacım olan tek şey, zaman.. lütfen bana o zamanı kullanabileceğim ortamı, yani hazırlık sınıfını okuma düşümü olur kılın..
Off off ..
Aslında bu yazıları yazarken gözlerim doluyor.., ve yine aslında parmaklarım acıyor,
bu yazıları cep telefonuyla yazdığımdan haberdarmısınız bilmiyorum ama gerçekten dolmuşsam eğer,
o küçük şeyi elime alıp, bunca şeyi yazma ihtiyacı hissediyorum .. ( ve yine aynı şekilde, bazı uzun cümleler, birbirini tekrar eden kelimeler gözünüzü rahatsız ediyorsa .., bu telefonun ekranında yazdıklarımı bir bütün olarak tam manasıyla göremememden kaynaklanıyor).
@@@
23 Nisan 2008 saat:3.00
Sanat eğitimi alan bir öğrenci nasıl olmalı? Eğitimi nasıl olmalı?
Ondan modern sanat yapıtları mı ortaya konması isteniyor?
Eğer öğrencinin post-modernitenin tanımını tdk düzeyinde etkilemesi, onu eğiten hocayı mesut bahtiyar edecekse,
Bu günleri görmek için öğrencinin nasıl bi yol izlemesi, peki ya hocasının bu süreç de nasıl hareket etmesi gerekir?
Peki ya öğrencinin sanatçı olmak için çıktığı bu yolda,
bu mertebeye ulaşabilmek yada ulaşana kadar;
hem hayatını devam ettirebilmek hem de amacına ulaşmak adına yaptığı onca çaba ve bunun getirdiği maddi harcalamarı karşılamak adına, ayrıca bi mesleğe sahip olması gerçeği, hani derler ya her zaman önce bi altın yüzüğe sahip ol diye ?!?!
yani para gelmeye başladıktan sonra işin sanatsal boyutuna eğilim göstermeye başlamak ne derece doğrudur? Ağaç yaşken eğilmez mi? :P
artık geçirdiğim kırılma noktaları had safhaya dayanmış durumda.. neredeyse her gün bi başka kırılma yaşayarak durmadan rota değiştiriyorum..
yahu oysa rota zaten belli değil mi !?!? ben iş arayan boş gezen bi genç değilim ki? Onların bile problemi benden daha basit..
ben hangi bölümde okuyorum?
Grafik Tasarım..
Alllah aşkına şu bölümün tanımını bana yapabilecek, kapsamını benim için sınırlandırarak bana izlemem gereken bi yol gösterecek bi allhın kulu da mı yok !?!?
23 nisan 2008 saat:2.15
Canın mı sıkılıyor Samet?
Evet, sanırım bugün canım biraz sıkkın..
Git kendine bi kız arkadaş edin, gez dolaş Samet!!?!
Ee .. şey.., ama benim bi kız arkadaşım zaten var .
Haauvv, kim o ?
Hemen yukarda aslında, odasındadır şimdi..
Adı ne ?
Selma ?!? Berna.. ıı şey
Haa tamam, Banu..
Pfff Samet, sallama… Hadi ii geceler Samet
Ama gerçekten vardı.., ıı var, inan ama ..
Gerçekten…
İyi geceler Samet!
Yarın 23 nisan,
kaldı ki an itibariyle saattin 2.30 ‘u göstermesi teknik olarak kutlamalara başlayabileceğim anlamına geliyor...
ama hayır, Canımın sıkıldığı falan yok,
bi kız arkadaşa yada peşinde elli takla atarak koşacağım bi sevgiliye de gereksinimim olduğunu aslına bakarsanız –en azından şu aşamada- düşünmüyorum.
Gidişat o ki bu neşe ile dolmam gereken son 23 nisan olacak..
Ve hatta bu son “23 Nisan”ımı kutlama girişimim bile, bi yenilenme, tazelenme coşkusuyla değil,
mutlu ama mağrur, kırık bi kalple yazılmış bi manifestodan ibaret olacak..
her şey ebesinin şeyinde başladı diyerekten süreci ta en başından alacağım falan yok ama yinede hayatımın son bi yılını özetlemeye çalışırsam eğer, bazı gerçeklerin bu yazıyı okuyanların gözünde, bi şekilde oluşacağına dair sonsuz inanca sahibim.
nerden başlanır bilem ki ..
kısaca özet geçmek gerekirse;
ankara anadolu güzel sanatlar lisesinden mezun olduktan sonra marmara uni. grafiği kazandım ve halihazırda bu bölümde okuyorum.
babamın subay olmasına paralel doğusundan batısına, karadenizine, kıbrısına kadar türkiyenin bi çok kentinde ikamet etme fırsatım oldu. ilköğretim yıllarında başlayan deli gibi okuma serüvenim, sonrasında deli gibi yazma, ve ardından belli bi kalıba oturarak bilinçli ve düzenli bir yazma eylemine dönüştü. bugün mobil teknoloji çatısı altında başta cep telefonları, özelliklede linux, windowsce, symbian gibi sitemler üzerinde çalışan pda dediğimiz bilgisayarvari telefonlarla alakalı çeşitli portal ve forum sitelerinde yazıyor, moderatörlük, editörlük, yönetici gibi vasıflarla bu sitelerdeki bilgi akışının kontrolünü, genel düzeni ve tüm bu sürecin mütemadiyen işlemesini sağlıyorum.
yarı profesyonel olarak bisiklete biniyor, sahip olduğum canon 400d makina ile fotoğraf çekiyor, gene internette teknoloji, bilgisayar donanımı, dizüstü bilgisayarlar, lcd ve plazma televizyonlar, fotoğraf-vidyo, sinema gibi hobilerle haşır neşir oluyor.., hatta çoğu durumda bu uğraşılarımı hobilikten kaydırıp kendi içinde belli bi uzmanlık seviyesine doğru ilerletiyorum, ilerletmeye çalışıyorum. kabaca zaman yaratabildiğim hemen her an bu konular üzerine ciddi anlamda kafa yorarak kendime bir yeni uzmanlık alanı daha yaratıyorum ve bunun sonu yok gibi bişey diyebilirim. okuyorum, yazıyorum, çiziyorum, sürekli gözler açık takip ediyorum herşeyi ., herşeyi ... vesaire
ve şimdi bu aralar, grafik bölümünün getirdiği photoshop, freehand, indesign, flash gibi kalıplaşmış grafik tasarım programlarını öğrenmeye çalışıyorum. Aslında öğrenmek de istemiyorum, biraz zorla, ve geriden alarak bi şekilde evet öğreniyorum ancak bunlar bi kenara, ben after fx, final cut ...gibi post prodüksiyon mu denir genel olarak yada ne.., artık ne diyorsanız o alana gönlümü kaptırmış durumdayım. bana daha bi yatkın, daha bi yababilirmişim gibi geliyor. En azından şimdilik bu 3 boyutlu tasarım ve özelliklede post prodüksiyon işleri beni asıl mutlu edecek şeyler gibi geliyo bana.
yani ben 1. sınıftan başlayıp genel çizgimi kalıplaşmış grafik tasarımdan ziyade,
post prodüksiyon, film ve reklam grafiği etrafında şekillenen bi yöne çekmek, ve bu doğrultuda kendimi geliştirmek istiyorum.
Ama yok işte , ol deyince olmuyor, kara kaşım kara gözüm uğruna da gel bakalım sana istediklerini verecez diyen biri çıkıp elimden tutup yol yordam göstermiyor ..
Angaradan kalkıp geldiğimde istanbula,
Gelme nedenim; alabildiğine yenilikçi, fırlama bi sanatçı olabilmek idi.
Şuanda ise pes etmeye dönük kararlar alarak, basılı basısız reklamcılık ve bilimum medya sektörünün emrine amade, kişiliği “art direktör” unvanıyla onure edilerek susması sağlanacak, ve o farkında olmadan sürecin ritmine göre şekillendirilecek biri olma yolunda ufaktanda olsa adımlarımın yönünü değiştirir gibi oluyorum..
İşte bu yüzden canımın sıkıntısı..
Yoksa,
Aslında yapacağım onca şey varken nasıl sıkılsın ki canım ?!?!
*sanat, felsefe, sosyoloji, antropoloji, estetik.., süreli yayınlar şu bu derken okumayı bekleyen onca kitap dergi , bide bunların yanına izlenmeyi bekleyen dünya sinemasından onca film var iken,
*if İstanbul, iksv İstanbul, İstanbul modern cinama, restfest, bilmem kaçıncı cart-curt kısa film festivali, operası, fazılı, idili, barok müzik günleriyle, söyleşileri, gösterimleri, oturumları sempozyum(?)larıyla 2010 kültür başkenti seçilmiş istanbulda,
*hele hele bide sanat öğrencisiysem.., hele hele birde grafik tasarım okuyor isem.. !?!?
Nasıl bi mantık alabilir ki sıkılayım, darlanayım.. ne edsem ne yapsam diye kafamı daşlara vurayım ?!?!!
Eğer iç mimar olsam hayatım kolay..
Eğer entas okusam,
Eğer tekstil yada geleneksel türk el sanatları okusam gene kolay…
Evet yaptıkları zor ama en azından başarmak için izlemeleri gereken bi yollarl var, o bölümlerde çalışırsan başarılı olursun mantığı geçerli.
Ama resim ve grafik bölümlerinde, ee haliyle özellikle de benim bölümüm grafik tasarımda durum hiç de öyle değil..,
Yaptığım şeye ulaşmak adına mantıklı ve tutarlı izlenmesi gereken yol yada yollar yok.. binlerce tali yol var, onlar da rap saçı.., evet eğer bir kitap kapağı yapılacak, evet bir derginin mizanpaj işi görülecekse işin nasıl yapılmasına ilişkin sayısız kaynak, yol, gösterge elbette var..
Ama benim kafamdaki, benim dahi artık adını koyamadığım, o farklı, ilginç şeyi ortaya koyarken izlemem gereken yolu bulamıyorum..
Ne halt yediğimi ben dahil hiç kimse bilmiyor.
İç mimarlık gibi kimse çıkan sonucu belli kıstaslar çerçevesinde değerlendirip olmuş deme gibi bi lükse sahip değil,
izleyenin biyerine tesir ediyorum ki beyeniyorlar ama nası ve ne şekilde bunu yaptığımın farkında olmadığım gibi, açıkcası onlarında benim yaptığım işten ne diye haz duyduklarının bilgisine sahip olduklarını sanmıyorum.
Hemen hemen tüm film festivallerine, sergilere, sergi açılışlarına ve bilimum sanat kokan her telden etkinliğe,
Okuldaki kritik dersleri bırakmak, sınıfta kalmak pahasına –ki kaldım da- gitmeyi göze alıyorum,
Aylık akbil denen meredi keşfedene kadar afikadaki 10 ailenin karnını doyuracak parayı yollara saçtığımı da burada ayrıca belirtmek istiyorum...
Vakti zamanında paramın bitip, karşıda kaldığım, dolunayı izleye izleye sahilde kayaların üstünde yattığım çok oldu,
Soranlara ne olacak bu türkiyenin hali düşünürken dalmışım dedim, filozof damgasını iliştiriverdiler. ;(
Para kalmadı, kaçak göçek angaralardan bisikleti istanbula getirdim, okula, oraya buraya derken hemen her yere bisikletle gitmeye başladım, hayırdır dediler, maksat spor olsun, ağaçlar kesilmesin dedim.., çevreye duyarlı çocuk dediler, Greenpeace üyesi bellediler.
Asi dediler, matrak dediler, iyi insan, aklı selim kişilik, kaçık şu bu derken ikisi yan yana gelmeyecek onca tanımı benimle bütünleştiriverdiler..
Ne diye böyle manyadım, yoldan çıktım, yada yoldan çıkmış gözüküyorum..
Zira olmak istediğim şeyin , ne olacağımın da bilgisine artık kendim de sahip değilim.. avare dolaşıyor, sanat namına bana katkısının olabilceğini düşündüğüm her şeyi almaya , ama her şeyi almaya çalışarak bi yerde biriken bu izlenimler yığınından sanatçı bi ben olmasını umud ediyorum. Yani yaptığım şu aşamada hiç bi şey beni doğrudan istediğime götürecek şeyler değil,
Hepsi dolaylı hepsi dolambaçlı,
Ve artık bu amacının bile belirsizleşmeye başladığı bu gidişat, ve buna karşın benim atılımlarım arasından halen daha birtakım somut örneklerin çıkmamış olması beni korkutmakta, çimdeki şevk ve ateşi söndürmektedir..
işte bu nedenledir ki, artık ben,
icraat görmek adına,
yaptığım şeyin boş olmadığını ve ortaya benimde bişeyler koyabildiğimi cümle aleme göstermek için,
bi ajansa, ama kreatif yönü ağır, yani sağa sola kalıplaşmış işlerden ziyade her seferine ortaya yeni bişeyler koyma iddia ve heyecanıyla çalışan bi ajansta çalışma fırsatı yakalayarak,
bi şeyler ama somut bişeyler yapmak istiyorum.. somut derken elle illa tutulur değil. Düşüncemin para etmesinden, değer görmesinden, benim dediğimin orda işleyen süreci etkilemesinden bahsediyorum. yada öyle bişey diyeceğim ki orda oluşturdukları fikir alaşağı olacak, benim direktiflerim çerçevesinde yenideninşa edilecek..
yav benim tüm bu gayretim çabam.., uygulayan değil, uygulatanda değil, evet tüm bu süreçlerde yer alan, ama aynı zamanda işin beyin fırtınası sürecinde de adı geçen esaslı bi kreatif direktör olabilmek. Elbette bu aşamaya gelmeden belli seviyelerden geçmek gerekliliğini ve ajans ortamındaki o ortamı tanımanın önemini kavrayabiliyorum.. işte buy yüzdendirki gayretim çabam , tüm bu acelem, daha 1. sınıftan bi ajansda çalışmaya başlamak, ve ilerleyen sınıflarla birlikte bunu devam ettirerek günün birinde iş deneyimine sahip olarak mezun olmak..
yahu anlatabiliyor muyum acep canımın sıkıntısını,
içimde volkan var. Ne yapacağımı şaşırdım, gözüm yükseklerde, ama yapacak, takip edecek o kadar şey, ve bu süreçde izlenecek o kadar çok yol var ki !??!?
durmadan kırılma noktaları ve yön değiştirmeler, dolup dolup taşmalar içinde zamanımı heba ediyorum..
23 Nisan 2008 saat:4.00
Haa bu arada gerçekten de banu adında bi kız arkadaşım var, yoksa var mıydı? Var mı? Sanırım ona ciddi ciddi bu soruyu sorup cevabını istemem gerekecek..
@@@
Üç serzeniş yazısında da benim futursuzca ve sürekli saldıran yapımın çıkmazları içinden bi ihtimal bi umut diyerek çıkış yolları olup olmadığı, varsa nasıl olması gerektiği araştırılıyor,
Bilgi, kitap, bilumum konu, resim, sergi, film, yayın, site, tiyatro, söyleşi, opera, panel, sempozyum…
O kadar aç gözlülükle saldırıyor, ve bunu yaparken bazen o denli işi abartı noktasına götürüyorum ki..
Aslında yapmak istediğim hiçbişey imkansız değil..,
Ama her ne kadar yapılması olanaklar dahilinde olsa da bi çok şeyin hepsini birden, üstelik öyle kısıtlı bi zaman aralığında aynı anda almak adınaverilen savaş baya zorlayıcı, yorucu oluyor!??!?
yapmak istediğim de olmuyor, onca zaman, emek.. off of.., skandal bi hayat yaşıyorum..
benim sorunum, bu;
ne bohem hayat bu benim yaşadığım ???!
disiplin lazım, onca şey elenip içinden belli başlı öncüller belirlenmeli, ne yapacaksam, belli bi plan ve program çerçevesinde sadece o an için belirlediğim hedef etrafında, ona yönelik olarak yapmalıyım yapacağımı..
Samet AKSUOĞLU -face1tr
face1tr@gmail.com
@msn.com
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)